Bugün İstanbul’da, Atatürk Havalimanı'nda düzenlenen ve 183 ülkeden temsilci, 500'ü aşkın kurum ile 5 binden fazla katılımcının yer aldığı o devasa Sıfır Atık Forumu 2026’nın tam kalbindeydim. Sayın Emine Erdoğan’ın öncülüğünde gerçekleşen bu forumda, dünyanın öbür ucundan gelen Kostarikalı bir heyetle tanıştım. Onlarla sohbet ederken, meselenin sadece "çevre" olmadığını; aslında dünyayı kendi arka bahçesi gibi sömüren sisteme karşı "Küresel Güney"in Türkiye etrafında nasıl kenetlendiğini bir kez daha idrak ettim.


Sayın Emine Erdoğan, İstanbul'un bir kez daha kültürleri bir araya getirdiğini belirterek açılışta hepimizin hislerine tercüman olan şu tarihi tespiti yaptı: "Tam da bu nedenle bu forumu, insanlık ailesinin ortak bir ideal etrafında kenetlendiği tarihi bir buluşma olarak görüyoruz. Bu güçlü uluslararası katılımın, Sayın Cumhurbaşkanımızın 'Dünya beşten büyüktür çünkü insanlık beşten büyüktür.' mesajının somut bir tezahürü olduğunu düşünüyorum."


Sayın Erdoğan, forumun hazırlanmasındaki büyük emeği ise şu sözlerle taltif etti: "Temennim odur ki buradan yükselecek sinerji, ortak geleceğimiz için yepyeni başlangıçların vesilesi olsun. Bu anlamlı buluşma dolayısıyla Sıfır Atık Vakfımıza forumun düzenlenmesinde ortaya koydukları büyük emek için teşekkür ediyorum. Dünyanın en kapsamlı uluslararası çevre buluşmalarından birine ev sahipliği yapıyorlar. Vakfımızın her bir mensubunu kutluyor, kendilerini yürekten alkışlıyorum. Destek veren Bakanlıklarımıza ve İstanbul Valiliğimize ayrıca şükranlarımı sunuyorum."


Çöpten Kıtalar ve Kırılmış Adalet Terazisi


Bizler tüm dünya ve Ortadoğu'daki küresel vandallığı konuşurken, doğanın da aynı emperyalist akıl tarafından nasıl katledildiğini ıskalıyoruz. Sayın Emine Erdoğan'ın kürsüden aktardığı veriler tek kelimeyle kan dondurucuydu. Pasifik Okyanusu'nun kuzeyinde, tonlarca çöp ve plastikten oluşan 1,6 milyon kilometrekare büyüklüğünde çöpten bir kıta olduğunu, burasının o engin maviliğin ortasında, kaynaklarını hoyratça kullanan insanlığın dramının ve geçtiği dar boğazın bir anıtı olarak durduğunu kaydetti.


Türkiye'nin neredeyse iki katı büyüklüğünde bir yüzölçümüne sahip bu atık birikiminin iklim krizinin perde arkasındaki israf ve tüketim krizini anlattığına dikkati çeken Erdoğan, o çarpıcı gerçeği yüzümüze çarptı: "Her gün 2 bin çöp kamyonuna eş değer plastik atığın okyanuslara karışması yalnızca atık yönetimiyle ilgili bir mesele değildir. Tıpkı, mikroplastiklerin Antarktika'dan Everest'in zirvesine kadar, dünyamızın en ücra köşelerine dahi ulaşmasının alelade bir çevre kirliliği olmadığı gibi."


Sayın Erdoğan haklıydı; insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar çok üretilmiş, hiç olmadığı kadar büyük bir refah biriktirilmişti ama bu refah sahteydi. "Bugün çöp depolama alanlarına bakarsanız birkaç nesli giydirmeye yetecek giysilerle, planlı eskitmeye kurban edilmiş eşyalarla, yalnızca şeklini beğenmediğimiz için ayıkladığımız yiyeceklerle dolu olduğunu görürsünüz."


Başka hiçbir veriye bakmadan, yalnızca üretilen atık miktarına bakılsa bile elde edilen bu refahın yanı başında büyüyen büyük bir adaletsizlik olduğu apaçık ortadaydı. "Yani, kullan-at, at-unut, düşünme-tüket anlayışı, doğal kaynaklarla birlikte insanlığın özdeğerlerini de tüketiyor. Sanayileşmeyle gelişen tüketim kültürü bir yandan plastiklerden sahte bir konfor alanı inşa ederken diğer yandan insanlığın sağduyusunu ve vicdanını da ziyadesiyle zedeliyor. İşte insanlık, geleceğe ağır bir ekolojik yükle birlikte kırılmış bir adalet terazisi miras bırakıyor. Başkasını yaşatma ahlakıyla elimizdekileri paylaşarak kolektif mutluluğu artırmak yerine, elimizdekileri atığa dönüştürüyoruz."


Vicdan Yükü: Çöpe Giden Trilyonlar, Açlıktan Ölen Çocuklar


Bu vahşi tüketim toplumunun en acımasız yüzü ise gıda israfında saklı. Dünyada her yıl 5,8 trilyon tabak yemek ona ihtiyacı olan insanlara ulaşamadan olduğu gibi çöpe gidiyor. 2 milyar tonun üzerinde gıda tarlada, sofrada, restoranda, markette israf ediliyor. Sırf israf edilecek gıdanın üretilmesi için tarım arazilerinin neredeyse üçte birini kullanıyoruz. Bu ölçekteki bir israf ekosistemlerin bozulmasını da beraberinde getiriyor. Üstüne üstlük, iklim değişikliğinde çok yüksek bir payı olan metan emisyonlarının yaklaşık yüzde 14'ü gıda israfından kaynaklanıyor.


Madalyonun diğer yüzünde ne var peki? Sayın Emine Erdoğan'ın o sarsıcı tespitiyle; 5 yaşını göremeden hayattan kopan çocukların yarısının açlıktan öldüğünü, bugün bu salonda konuşurken bile dünyanın bir köşesinde bir çocuğun açlığın pençesinde yaşam mücadelesi verdiğini anlattı. "Bir yanda çöp kutuları dolup taşarken ve el değmemiş gıdalar çöp kamyonlarına yüklenirken diğer yanda bomboş kalan tabaklar ve sönen umutlar hepimiz için çok ağır bir vicdan yüküdür."


Türkiye'nin Eylem Planı ve İnsanlık İttifakı


Türkiye bu vahşi sömürüye karşı sadece söz üreten değil, rasyonel devlet aklıyla somut eylem koyan öncü bir devlettir. Sayın Erdoğan, Türkiye'nin liderliğini şu verilerle ortaya koydu: "2008 yılında başlattığımız 'Ekmek İsrafını Önleme Kampanyası'yla israfı yüzde 40 oranında azalttık. 2015 yılında G-20 Dönem Başkanlığımız sırasında, 'Sürdürülebilir Gıda Sistemleri Kapsamında Gıda Kayıpları ve İsrafının Azaltılması' temasını uluslararası gündeme taşıdık. Bu çabaların bir sonucu olarak, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Sekreterliğinde, Roma’da Gıda Kaybı ve İsrafının Ölçülmesi ve Azaltılması Teknik Platformu kuruldu. 2020 yılında, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz 'Gıdanı Koru Sofrana Sahip Çık' kampanyası vesilesiyle milyonlarca vatandaşımıza ulaştık. Bu girişimimiz Birleşmiş Milletler nezdinde en iyi uygulama örneği olarak gösterildi."


Hedef şimdi çok daha büyük! Sayın Erdoğan'ın işaret ettiği vizyonla: "Bu yılki forumumuzun Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi'yle aynı döneme denk gelmesi, sıfır atığın iklim değişikliği mücadelesindeki stratejik değerini anlatmak açısından önemli bir fırsattır. Çünkü iklim değişikliğiyle mücadelenin birçok yolu olsa da sıfır atık tüm bu yolları birleştiren bir köprüdür."


Kostarikalı heyetle tam da bu noktanın, yani yerel kültürlerin bu küresel vandallığa karşı nasıl mücadele edilebileceğinin kritiğini yaptık. Sayın Erdoğan, sanki o sohbetimizin başlığını kürsüden şu sözlerle atıyordu: "Ne yazık ki yerel kültürlerin özünü oluşturan döngüsel yaşam pratikleri, modern dünyada birer yitik hazine haline geldi. Oysa 'İnsanlık beşten büyüktür.' dedik. O halde her yerel kültürü, iklim değişikliğine gerçek çözümler sunacak, doğayla dost bir yaşamın el kitabı olarak görmeliyiz."


Sıfır atık yolculuğu boyunca insanların doğayla uyumlu bir yaşam kurmaya ne kadar istekli olduklarına defalarca şahit olduğunu anlatan Emine Erdoğan, sıfır atık felsefesini benimseyen herkesin iklim değişikliğiyle mücadelenin aktif bir aktörü haline geldiğini belirterek hepimize o tarihi görevi verdi.


Velhasıl; Ortadoğu'yu kan gölüne çeviren o "kovboy" aklıyla, dünyayı "kullan-at" çöplüğüne çeviren akıl aynı sömürgeci akıldır! Türkiye ise Sayın Cumhurbaşkanımızın beka eksenli iradesi ve Sayın Emine Erdoğan'ın bu küresel israf düzenine karşı başlattığı direnişle, insanlığın en büyük vicdan cephesini inşa etmektedir. Bugün Kostarika heyetiyle tanıştığımda gördüğüm en net gerçek budur: Küresel vandallığa karşı İnsanlık İttifakı, Türkiye'nin liderliğinde kuruluyor!