"İstanbul'da dönüşmesi gereken 1,5 milyon bağımsız bölüm var. Bunların içinde 300 bininin acilen dönüşmesi gerekiyor. İstanbul'da şehrin içindeki 1,5 milyon riskli konutu hem Anadolu hem Avrupa yakasında belirlediğimiz 2 rezerv alana taşıyacağız." 

Bu ifadeler Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a ait. 

Tarih 28 Şubat 2023. 

Dün birkaç gazete bu sözleri “İstanbul taşınacak” başlığıyla manşetine taşıdı. 

Bu başlığın hikâyesi ise benim için oldukça eski… 

Bundan 18 yıl önce, o dönem çalıştığım Yeni Şafak’ta, yine bu başlıkla bir manşet atmıştık. 

Murat Kurum’un ifadeleri benim imzam ile yayımlanan o özel haberi hatırlattı. 

Merhum Bilge Mimar Turgut Cansever’in İstanbul’u taşıma projesini yazmıştım o gün. 

Ne hazindir ki tıpkı bugünlerde olduğu gibi, biz gazetecilerin belki yüzlerce kez kullandığı klişe bir ifadeyle başlamıştı 26 Ekim 2005 tarihli o manşet haber. “İzmir'de yaşanan küçük çaplı deprem gözleri bir kez daha İstanbul'a çevirdi.”

Merhum Cansever, 140 bilim adamından oluşan İstanbul Deprem Çalışma Grubu ile 2003’te çalışmalara başlamış ve "Deprem riski altındaki ilçelerde oturanlar için yeni şehirler oluşturulması projesi” hazırlamıştı. 

Haberim şöyle devam ediyordu: “Projeye ilişkin yasa tasarısının önümüzdeki günlerde Meclis'e taşınması bekleniyor. Tasarı yasalaşırsa İstanbul'daki riskli bölgeler boşaltılacak. 3 yıl içinde 3 milyon İstanbullu, burnu bile kanamadan depremden kurtulmuş olacak.”

İstanbul Deprem Çalışma Grubu, İstanbul'un deprem açısından riskli bölgelerini incelemiş, bina sağlamlaştırma, yenileme ve taşınma alternatiflerini değerlendirmişti. Binaların yüzde 81'inde belge ve proje olmadığını tespit eden rapora göre sağlamlaştırılmış olsa bile, zemin ve mühendislik sorunları nedeniyle bu binalara "depremde yıkılmaz" garantisi verilemeyecekti. 
Bu yüzden 140 bilim adamı en doğru çözümü yeni şehirlerin oluşturulması olarak gördü. İlk aşamada, bir yıl içinde Trakya bölgesinde 25 bin kişilik bir pilot şehir, ardından da 500-700 bin kişilik yeni şehirler inşa edilecek, yaklaşık bir milyon kişi buralara taşınacaktı.

Raporun dayanağını ise İstanbul’da yaşayan her 100 kişiden 65’inin ‘iş, kaliteli eğitim ve sosyal ortamların hazırlanması’ halinde taşınmaya hazır olması oluşturmuştu.

Tahmin ediyorum, Kahramanmaraş depremi sonrası bu oran çok daha yukarılara çıkmıştır. 

Hedef 2006 Ocak ayında 3 milyon İstanbullunun taşınmasını sağlamaktı.

İstanbul'u kurtaracak o proje, bizzat Mimar Turgut Cansever ve beraberindeki heyet tarafından dönemin Cumhurbaşkanı Sezer, TBMM Başkanı Arınç ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a sunuldu. 

Cansever, bana, Erdoğan’ın yarım saat için randevu verdiğini, ancak projeyi öğrenince iki saatini ayırdığını anlatmıştı.

Ve Başbakan Erdoğan, o projenin hemen uygulanması talimatını verdi ama…

Ancak, projenin başlaması için arazi, arazi tahsisi için yasal altyapı gerekiyordu. 

Erdoğan, yasal altyapı için de partisine talimatı verdi.

Dönemin Başbakanlık Danışmanı Prof. Dr. Nabi Avcı, Kanun ve Kararnameler uzmanlarının da katılımıyla toplantılar yaptı, mevcut afet yasasına, projeyi başlatacak 4 madde daha eklenmesi öngörüldü.

Yasa bu haliyle Meclis'ten geçecekti.

Ancak bir asırdır Türkiye’nin önüne takoz olan bürokrasi, o yasanın altyapısını hazırlamamak için elinden geleni yaptı.

Bayındırlık Bakanlığı yetkilileri, projenin özel sektör ve kurulacak vakfın yanı sıra devlet eliyle de yürütülebilmesi için yeni düzenlemeler yaptıktan sonra yasalaşmasını istedi. Fakat o düzenlemelerin altyapısını oluşturacak çalışma Bayındırlık Bakanlığı’ndan bir türlü gelmedi. Ve yasa çalışması akim kaldı.

Çünkü, tıpkı bugünlerde Kemal Kılıçdaroğlu’nun bürokrasiye parmak salladığı gibi, ‘Balyozlar’ havada uçuşuyor, Sarıkız, Ayışığı altında dans ediyordu. 

Sezer’in Cumhurbaşkanı olduğu o günler ve sonrasında, Bakan Kurum’un "İstanbul taşınacak" dediği 28 Şubat günü, takdir-i ilahi olarak hesap vereceği yüce makama sevk edilen Sabih Kanadoğlu ve tayfası arz-ı endam etti. 
İstanbul, Ankara, İzmir’deki Cumhuriyet mitinglerini, 27 Nisan e-muhtırası izledi. 
Peşinden de aylarca AK Parti’ye açılan kapatma davasını konuştu Türkiye…

İktidardaki partiye darbeciler parmak sallarken, darbe planları havada uçuşurken, ve üstüne kapatma davası devam ederken hangi bürokrasi böyle bir proje için elini taşın altına koyardı? 

Bu yazıyı yazdığım saatlerde ajansa ‘tam yerine rast geldi, manzara koyduk’ kabilinden bir haber düştü. 
Yüce Divan’a sevk edilen 367 Sabih’i uğurlama merasimine katılanların listesi, tam da, “18 yıl sonra niye hâlâ bunları konuşuyoruz?” sorusunun cevabı gibiydi. 
Ahmet Necdet Sezer, CHP Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, eski AYM Başkanı Yekta Güngör Özden, eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay, emekli Orgeneral Hurşit Tolon ve AK Parti’ye kapatma davasının savcısı Abdurrahman Yalçınkaya…

Bilge Mimar Cansever, 2009 yılında vefat etti. 

Türkiye'nin, AK Partili bir Cumhurbaşkanı’nın yönetiminde, AK Parti’nin hatırı sayılır bir oy oranı ile yine tek başına iktidar olduğu 2011 yılından sonra yaşananları ise sanırım hatırlatmaya gerek yok.

Başbakan Erdoğan’ı ameliyat masasında tutuklamaya girişen FETÖ’cü hainlerin MİT kumpası, Gezi kalkışması, 17-25 Aralık yargı darbesi ve sonrasında tüm bürokrasiyi ele geçiren FETÖ urunun temizliği ile başlayan, çukur eylemleri ve 15 Temmuz 2016’ya kadar süren terör dalgası… 

2017’de yine Yeni Şafak’ta bir manşet daha atmıştık. "Cansever’in hayali gerçek olacak" diye… İstanbul’u taşıma projesini dillendiren isim o zaman yine Çevre Bakanı Mehmet Özhaseki’ydi. Ancak hemen akabinde önce referandum sonra seçim sath-ı mailine girildi. Peşinden ABD’nin doğrudan ve Başkan Trump’ın dümdük itiraf ettiği ekonomik saldırısı ve pandemi geldi. 
Ne yazık ki, “Coğrafya kaderdir” vecizesinin bir neticesi olarak boynumuzdan yakalayan ve ucuz yırtmaya çalıştığımız Rusya- Ukrayna Savaşı'nın etkileriyle hâlâ boğuşmaya devam ediyoruz. 

Evet, öyle ya da böyle, o manşetin üzerinden 18 yıl geçmiş. Ne yazık ki Türkiye’nin önüne takoz olanlar yüzünden, biz yine İstanbul’u taşıma projesini konuşuyoruz. Ancak bu kez umutluyum. 
Başkanlık sisteminin en büyük faydası inşallah İstanbul’u taşımak olacak. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dünkü grup toplantısındaki konuşması bana “İnşallah Bilge Mimar’ın ruhu şâd olacak” dedirtti. 
Bugüne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı, yine uğratmayacak inşallah.