Siyasette bazen isimler değişir ama yön değişmez. Bazen de isimler, bir dönemin bittiğini ve başka bir dönemin başladığını ilan eder. CHP'de bugün yaşanan tam olarak budur.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun şekillendirmeye hazırlandığı yeni MYK listesi sıradan bir görev dağılımı değildir. Bu liste, son iki yıldır parti içerisinde hakim olan anlayışa verilmiş siyasi bir cevaptır. Örgütlerden yerel yönetimlere, medya ilişkilerinden yolsuzlukla mücadeleye kadar belirlenen isimlere bakıldığında ortak bir özellik dikkat çekiyor: Hepsi CHP'nin kurumsal hafızasını temsil ediyor.
Orhan Sarıbal'ın örgütlerin başına getirilmesi tesadüf değildir. Çünkü CHP bugün en büyük krizi örgütlerde yaşıyor. Müslim Sarı'nın yerel yönetimlere emanet edilmesi de rastgele bir tercih değildir. Zira CHP'li belediyeler hakkında ortaya saçılan iddialar, partiyi tarihinde görülmemiş bir sorgulamayla karşı karşıya bırakmıştır. Akif Hamzaçebi'nin yolsuzlukla mücadele başlığına getirilmesi ise ayrıca semboliktir. Çünkü CHP'nin bugün kamuoyundaki en büyük yükü, belediyeler üzerinden yükselen şaibe tartışmalarıdır.
Daha da önemlisi, Kılıçdaroğlu yeni dönemde sloganlarla değil disiplinle ilerlemek istediğini gösteriyor. Berhan Şimşek'in sözcü olarak düşünülmesi, Necdet Saraç'ın medya ilişkilerine hazırlanması bu nedenle önemlidir. CHP'nin yeniden merkez siyasete dönme arayışının işaretleri bu kadrolarda görülebilir.
Bugün CHP'de verilen mücadele sadece koltuk mücadelesi değildir. Bu mücadele, partinin örgüt mü olacak, sosyal medya hareketi mi olacak sorusunun mücadelesidir. Kılıçdaroğlu'nun kurduğu kadro ise cevabını şimdiden vermiş görünüyor: Parti yeniden örgüt üzerinden yükselecek.
***
CHP'DE İMZA SAVAŞI
Mutlak butlan kararının ardından ortaya çıkan tabloyu kabullenmek istemeyen Özgür Özel cephesi şimdi olağanüstü kurultay için imza topluyor. Bu hamle ilk bakışta demokratik bir hak kullanımı gibi görülebilir. Ancak siyasetin diliyle okunduğunda mesele çok daha farklıdır. Çünkü bugün CHP'de yürüyen mücadele bir kurultay hazırlığından çok meşruiyet mücadelesidir.
Özgür Özel ve ekibi delegeleri yeniden sandığa götürerek mahkemenin ortaya çıkardığı tabloyu siyasi güç gösterisiyle değiştirmeye çalışıyor. Kılıçdaroğlu cephesi ise tam tersine örgütleri konsolide ederek partiyi yeniden kurumsal zemine çekme arayışında. Bir tarafta delegeler üzerinden yürüyen bir seferberlik, diğer tarafta teşkilatlar üzerinden yürüyen bir yeniden yapılanma var.
Bu yüzden toplanan her imza yalnızca bir kurultay imzası değildir. Her imza aynı zamanda CHP'nin gelecekte hangi çizgide yürüyeceğine dair verilmiş bir siyasi tercihtir. Parti bugün iki farklı yol ayrımının tam ortasında bulunuyor.
Önümüzdeki günlerde sayıların konuşulduğu, delegelerin tek tek hesaplandığı sert bir süreç yaşanacak. Ancak sonunda ortaya çıkacak sonuç yalnızca genel başkanın kim olacağını belirlemeyecek. CHP'nin önümüzdeki on yıl boyunca nasıl bir parti olacağını da belirleyecek.
Bu nedenle Ankara'da artık herkes aynı sorunun cevabını arıyor: İmzalar gerçekten kurultaya yetecek mi, yoksa CHP'de son sözü yine örgüt mü söyleyecek?
***
CHP’DE FETÖ GÖLGESİ
CHP’de kavga artık yalnızca koltuk kavgası değil. Mesele, genel başkanlık yarışının çok ötesine geçti. Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu’nun partiye döndükten sonra yaptığı “FETÖ artıkları” çıkışı, CHP içindeki hesaplaşmayı bir anda devlet güvenliği meselesinin kıyısına taşıdı.
Özgür Özel cephesi bu suçlamaları “iftira” ve “siyasi operasyon” olarak yorumluyor. Ancak siyasette bazı iddialar vardır ki, yalnızca kızarak, bağırarak, kalabalık toplayarak geçiştirilemez. FETÖ gibi Türkiye’nin damarlarına sızmış, 15 Temmuz’da devleti ve milleti hedef almış bir terör örgütüyle ilgili her iddia, adı kim olursa olsun ciddiyetle ele alınmak zorundadır.
Bugün CHP’nin önündeki soru şudur: Bu iddialar gerçekten temelsizse, parti yönetimi bunu bütün açıklığıyla ortaya koymalıdır. Yok eğer elde somut bilgi, belge, tanık beyanı ya da istihbarat değerlendirmesi varsa, bu mesele parti içi tartışma konusu olmaktan çıkar; doğrudan hukuk devletinin konusu haline gelir.
FETÖ’nün geçmişte yalnızca sağ partilere, bürokrasiye, emniyete, yargıya ya da orduya sızmadığını Türkiye acı tecrübeyle gördü. Örgüt, nerede güç, nerede kariyer kapısı, nerede devletle temas imkânı varsa oraya sızmaya çalıştı. Bu nedenle CHP gibi Cumhuriyet’in kurucu partisi olan bir yapının da kendisini bu ihtimale kapalı görmesi büyük bir saflık olur.
Kılıçdaroğlu’nun çıkışı bu bakımdan iki yönlü okunmalı. Birincisi, CHP içinde uzun süredir biriken yolsuzluk, rüşvet, belediye rantı ve örgüt dışı odaklarla ilişki tartışmalarına şimdi FETÖ iddiası da eklenmiştir. İkincisi, bu iddia artık CHP’nin kendi iç meselesi olmaktan çıkmış; kamuoyunun cevap beklediği bir güvenlik başlığına dönüşmüştür.
Özgür Özel açısından tablo daha da ağırdır. Çünkü bir siyasetçi hakkında yolsuzluk iddiası siyaseten yıpratıcıdır; ama FETÖ ile iltisak iddiası doğrudan meşruiyet tartışması doğurur. Böyle bir itham karşısında yapılması gereken şey, meydan okumak değil, şeffaf biçimde hesap vermektir.
CHP bugün iki yoldan birini seçecek. Ya bu iddiaların üzerine hukuk, belge ve açıklıkla gidecek; ya da meseleyi “bize operasyon çekiliyor” kolaycılığına sığınarak kapatmaya çalışacak. Birinci yol partiyi temizler. İkinci yol ise şüpheyi büyütür.
Türkiye 15 Temmuz gecesini unutmadı. Meclis’in bombalandığı, milletin tankların önüne yattığı, devletin içeriden vurulmak istendiği o karanlık gece hâlâ hafızamızda. Bu yüzden FETÖ meselesi Türkiye’de sıradan bir polemik konusu değildir. Kim bu örgütle yan yana anılıyorsa, çıkıp milletin önünde hesabını vermek zorundadır.
CHP’nin bugün ihtiyacı olan şey slogan değil, arınmadır. Kalabalık mitingler, sert konuşmalar, sosyal medya kampanyaları bu sorunun cevabı olamaz. Cevap; belgeyle, hukukla, açık soruşturmayla ve siyasi cesaretle verilir.
Eğer Özgür Özel ve ekibi bu iddiaların haksız olduğunu düşünüyorsa, yapılacak iş bellidir: Bütün süreçleri kamuoyuna açmak, parti içindeki ilişkileri denetime tabi tutmak, varsa şüpheli bağlantıları ayıklamak ve milletin karşısına temiz bir dosyayla çıkmak.
Çünkü artık soru sadece “CHP’yi kim yönetecek?” sorusu değildir. Asıl soru şudur: CHP kendi içindeki karanlık iddialarla yüzleşebilecek mi?