​FETÖ ve bu ihanet şebekesinin aparatları hakkında konuşurken düşülen en büyük hata, meseleyi sığ bir çerçeveye sıkıştırmaktır. Karşımızdaki yapıyı Türkiye’de bir vaizin etrafında toplanmış, yerel ve mahalli bir cemaat veya örgütten ibaret sananlar, tehlikenin büyüklüğünü ve niteliğini algılamaktan fersah fersah uzaktır.

​Bu karanlık organizasyon, sadece bir meczubun rüyalarıyla inşa edilmemiştir. Bu örgütü Fethullah Gülen ismi etrafında kuran, geliştiren, lojistik ve stratejik olarak fonlayan güçler; dünyayı yönettiklerini iddia eden küresel istihbarat odaklarıdır. Başta CIA ve MOSSAD olmak üzere, küresel şer şebekesinin beşli istihbarat ağları, Amerika’dan İsrail’e, Almanya’dan Fransa’ya kadar tüm emperyalist güçler bu projenin doğrudan arkasındadır. Karşı karşıya olduğumuz yapı, yerli bir ihanet odağı olmanın ötesinde, uluslararası istihbarat servislerinin Türkiye Cumhuriyeti’ni içeriden çökertmek, devlet mekanizmasını felç etmek ve Türk milletini tarih sahnesinde etkisiz hale getirmek için tasarladığı küresel bir taşeron sistemidir.

​Bu devasa ve karanlık tasarım, sarsılmaz bir devlet iradesi ve millet kararlılığına çarpmıştır. Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Devlet Bahçeli etrafında çelikten bir iradeyle kenetlenen büyük Türk milleti ve devletine sadık, şerefli bürokratlar, bu kirli organizasyonu 15 Temmuz’da ve sonrasındaki tasfiye süreçlerinde paramparça etmiştir. Yürütülen amansız hukuki ve idari mücadeleyle, devlet hafızası, kamusal alan ve toplumsal yapı bu hain unsurlardan çok büyük ölçüde temizlenmiştir. Örgüt, artık Türkiye’de doğrudan bir darbe yapma ya da açık ve büyük operasyonlara girişme kabiliyetini yitirmiştir.

​Ancak bu durum, tehlikenin tamamen geçtiği ve rehavete kapılabileceğimiz anlamına kesinlikle gelmez. Karşımızda "lahana" karakterli, katman katman açılan ve söküldükçe altından yeni bir hücresi çıkan, aşırı gizli ve kripto bir yapı var. Türkiye’de beli kırılan bu ayrık otu, dünyanın dört bir yanına yayılarak devasa bir ekonomik ve mali güce ulaşmıştır. Dahası, hücresel yapısı gereği sızdığı kamu kurumlarında, meslek kuruluşlarında, siyasi partilerde ve yerel yönetimlerde hâlâ son derece örtülü, organize ve komplike faaliyetler yürütmeye çalışmaktadır. İktidar partisi ve devlet mekanizması tüm gücüyle bu sinsi sızmalara karşı mücadelesini sürdürürken, örgütün arkasındaki küresel istihbarat servisleri de Türkiye üzerindeki emellerinden vazgeçmiş değildir.

​Bugün toplumsal sahada "FETÖ projesi", "FETÖ’nün faaliyeti" ya da "kripto yapılanma" gibi kavramlar havada uçuştuğunda, bu uyarıları asla küçümsememek gerekir. "Herkes birbirine bu suçlamayı yöneltiyor, bu örgüt bu kadar mı etkili?" diyerek meseleyi basitleştirmek, küresel aklın ekmeğine yağ sürmektir. Şunu zihnimize kazımalıyız: Bu sinsi düşmanı zihnimizde küçültmek, hafife almak ve sıradan bir asayiş vakası gibi görmek en büyük güvenlik zafiyetidir. Devletin bekası ve milletin istikbali için, her alanda uyanık olmak, bu kripto ve komplike yapıyla mücadeleyi tavizsiz, kesintisiz bir devlet politikası olarak sürdürmek hayati bir zorunluluktur.