Ülkemizin bulunduğu jeopolitik konumdan ötürü bir deprem ülkesi olduğu herkes tarafından bilinen ve kabul edilen bir gerçekliktir.

Ekonomimizin ise global anlamda yaşanan sorunlar ve enflasyon sorunundan ötürü ciddi problemlerle karşı karşıya olduğu da herkes tarafından bilinen ve kabul edilen bir diğer gerçekliktir.

Tüm bunların yanında sanayicimizin üretim gücünün de her geçen gün farklı sorunlar yumağıyla uğraşmak zorunda olduğu konusu da herkes tarafından bilinen ve kabul edilen ciddi bir gerçeklik olduğu maalesef ki ortadadır.

İçerisinden geçtiğimiz zorlu süreçte yapıcı olmak ve yaşanılan sorunlarla ilgili çözümler sunmak her Türk vatandaşının da en önemli vatandaşlık görevidir.

Öncelikle burada saydığımız başlıklarla ilgili sırasıyla konuya yaklaşmamız gerekirse; ülkemizin deprem gerçekliğinden yola çıkarak hızlı bir şekilde işletmelerimizi, şirketlerimizi, fabrikalarımızı ve üretim alanlarımızı fay hatlarının geçmediği şehirlere taşıma zorunluluğumuzu hayata geçirmeliyiz.

Bununla ilgili gerekli çalışmalar hali hazırda yapılmaktadır ama bunu hızlıca sonlandırarak fiilen uygulamaya başlamamız gerekmektedir.

Türk sanayisinin çoğunlukla yer aldığı Marmara Bölgesinden Anadolu’ya doğru taşımak için bir salise bile gecikmemeliyiz.

Nasıl ki deprem için son dönemde özellikle İstanbul’da ciddi bir kentsel ve yerinde dönüşüm çalışması yapılmakta ise aynı çalışmaların sadece İstanbul ile sınırlı kalmaması bölgede bulunan ve büyük nüfus yoğunluklarının olduğu diğer şehirlerde de aynı titizlik ile sürdürülmesi son derece önemlidir.

Özellikle sanayicimizin Anadolu’ya taşınmasında sanayicimize verilecek teşviklerin büyüklüğü sanayicimizin hareket alanını etkileyecek bir yaklaşımı ortaya koyacaktır.

Üretim için yaşanılan zorlukları önceki haftalarda tüm yönleriyle dile getirmeye çalışmıştım.

Deprem gerçeği perspektifinden üretime baktığımızda ise beklenen Marmara veya beklenen İstanbul depreminin eğer bölgeden dışarıya doğru işletmelerin taşınmasını gerçekleştiremezsek ülke üretimimizin ciddi boyutta yara alacağını buradan özellikle belirtmek yerinde bir tespit olacaktır.

Ayrıca global anlamda üretmekle ilgili önemli problemlerle karşı karşıya kalan işletmelerimizin bir de deprem sebebiyle aynı yönde farklı problemlerle karşı karşıya kalmasını düşünmek bile son derece elem verici bir durumdur.

Ortada duran bu sebeplerden ötürü de deprem gerçeği ülkemizin üretim gücünü de olumsuz etkileyeceği için deprem gelmeden depremle ilgili önlemlerimizi artırmalıyız.

Bununla ilgili bu zamana kadar olduğu gibi (sadece söylemden ibaret bir durumu ortaya koymak değil) bir hareket alanı benimsememeli aksine icraat ortaya koyucu hareketleri hayata geçirmek zorundayız.

Ekonomi anlamında da burada dile getirdiğimiz iki hususun deprem sonrasında ekonomiye olan zararının son derece büyük boyutta olacağı gerçeğinden hareket ederek önlemler sıralamasının belirlenmesi önemli mi önemli diğer bir konudur.

Ülkemizin jeopolitik konumundan ötürü gözü üzerimizde olan ülke sayısının da azımsanmayacak bir rakamda olduğunu bilerek deprem, üretim ve ekonomi konularının üzerinde daha da ayrıntılı bir şekilde durarak çalışmalarımızı yukarıda saydığımız önlemler boyutunda icra etmeliyiz.

Bu vatan toprağının ne kaybedecek bir salisesi, ne bir kuruşu ne de bir gram emeği vardır.

Realitenin bu olduğu bilinciyle hareket edersek kazanan vatandaşımız, ülkemiz ve geleceğimiz olacaktır.