Deprem nedeniyle Amerika’nın adı verilmeyen bir yerinde bulunan pasaport ve vize ofisinde 9 kişi mahsur kalır. Aklımdan şu geçti: Hollywood bunu kaçırmaz. Deprem, sel, hortum, kasırga ve diğerleri... Hollywood bu tür belalardan kahramanlar çıkarmayı sever. Muhakkak felaketten sizi kurtaracak eski bir ordu mensubu bulunur. Sizi sadece onun çelikten iradesi kurtarabilir. Vietnam’da, Irak’ta, Afganistan’da ve Amerika’nın demokrasi ile şereflendirdiği! diğer yerlerde öğrendiklerini kendi ülkelerinde de uygulama vakti gelmiştir. Bu arada yanılmadım çünkü film hakları satılmış durumda.

Tam da bu noktada ortaya Cameron çıkıyor. Ekibin lideri durumunda ve zannedersiniz ki hiçbir şey başına ilk defa gelmiyor. Sakin, tedbirli, bilinçli çakı gibi bir ABD askeri. Evet ordudan... Şu tüm dünyayı kötülüklerden koruyan ordudan...

Whatsapp Image 2026 11 07 At 13.11.33

Hindistan doğumlu yazar Chitra Divakaruni, “Müthiş Bir Şey” ile kurtuluş ümidi yavaş yavaş azalan insanların psikolojisini aktarıyor. Şimdi ölüm korkusuyla beraber geçmişle yüzleşme vakti.

Her biri ayrı karaktere sahip felaketzedeler açlık, susuzluk ve havasızlıkla sınanıyor. Hepsinin ortak yönü Hindistan... Bunun tamamen yazarla ilgili olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Ben saptım, siz de sapın

Konu tanıdık gelince ve merak hislerim beni dürtmeyince yoldan saparım. Size de tavsiye ederim; siz de sapın... Oradan kurtulacaklar mı, ölen olacak mı, kim kimdir, pişman oldu mu ve buna benzer yorucu ve vatana millete faydası olmayan soruları hiç sormadan ipuçlarından çıkarımlar yapmaya çalışırım. Ve buna bayılırım.

Mesela yazar, başkarakter Uma’nın Tarık’la ilgili önyargısını şöyle aktarıyor: “Bir Müslüman adı. Uma, Müslüman olmasıyla az önceki vahşi davranışının ilgisi olup olmadığını düşündü; sonra bu klişe düşüncesinden ötürü kendinden utandı.” Demek klişe düşünce... Utandınız demek. Lütfettiniz hanımefendi...

Kulelerin bana faydası yoktu ama yıkılmamalıydı

Biz hâlâ 11 Eylül’ün Müslümanlar üzerinden nasıl silindir gibi geçtiğini anlayabilmiş değiliz. Kitapta da bu ayrıntıya dikkat ettim. Saldırılar, Müslümanlara bakışın bir anda değişmesi ve şeytani planların uygulama sahası bulması... Sizce Müslümanlar, İkiz Kuleler’e çarpan uçaklardan bir fayda elde etti mi? Daha önemlisi fayda elde etmeyi umdu mu? Başka sorum yok sayın hâkim...

Yazarın Tarık’la özel bir sorunu olduğuna yönelik fikirlerim her satırda daha da güçlendi. Ona verdiği kaba, saldırgan rol bunu gösteriyor. Üstelik bencilliğinin ve serkeş mizacının faturasını da yine ona ödetiyor. Biraz sonra enkaz altında kalan Tarık’ı insanlıktan nasibini almış diğerleri kurtaracak. Yani yazar diyor ki “Öyle çantanda seccade taşımakla iyi insan olunmuyor Tarık efendi!”

Dedikodu galip gelir

Kaygıların ve gerginliğin tırmandığı bir sırada Uma, kitabın asıl konusunu oluşturan fikri ortaya atıyor: “Her birimiz yaşadığımız önemli bir hikâyeyi paylaşabiliriz.” Fikir kabul ediliyor ve kısıtlı oksijen varken kurtulma planı yapmak yerine milletin hikâyesini dinlemeyi seçiyorlar.

Fakat ben boyut atladığım ve size de atlatmaya niyetlendiğim için hikâyeler içindeki detaylara girdim. Yazar, maalesef Tarık’a hikâyesini tamamlatmıyor. Oysa 11 Eylül’ün haksızlıkları ve Müslümanlar üzerinde bıraktığı yaralar ne güzel anlatılıyordu. Bir çatırtı uydurup tavanı çökertmek ve sonrasında da Tarık’ı anlatımından vazgeçirmek en kolayıydı; yazar da kolayı seçti.

Whatsapp Image 2026 11 07 At 13.11.32

Muhtemelen kitabın sonunu merak ediyorsunuzdur. Zihinsel olarak başka mecralarda dolaşsam da ne yalan söyleyeyim ben de merak ettim. Sayfalar azaldıkça yazarın birilerine örneğin kurtarma ekibine ilerideki dokuz kişinin sesini duyurmasını bekledim.

Kitabın değil ama çekilecek filmin olası sonunu söyleyeyim: İçlerinden bir ikisi muhtemelen son bir fedakârlık yaparak ölür ve bizler ona üzülürken diğerlerinin kurtuluşuna seviniriz. Elinden gelen her şeyi yapan ABD bayraklı arama-kurtarma ekipleri uykusuz gecelerin ardından sabahın ilk ışıklarıyla bu kutsal görevi tamamlayıp cennetin kapısını aralar.