Size Nokia'nın hikâyesini anlatacağım..
Ama baştan söyleyeyim, siz yazıdaki “Nokia” ifadelerinin yerine başka ne koymak isterseniz koyun…
Çünkü bu, insanın kendi başarısına yenilmesinin hikâyesi. Bir zamanlar dünyayı değiştirenlerin, değişen dünyanın gerisinde kalmasının hikâyesi. İktidarların, kurumların, düşüncelerin, medeniyetlerin ve nihayetinde hepimizin hikâyesi..
Çünkü insanlık tarihi yalnızca kaybedenlerin değil, kazandıkları için kaybedenlerin de tarihidir.
Hatırlayın Nokia'yı..
Bir zamanlar dünyanın cebindeydi. Teknolojinin, yeniliğin, geleceğin adıydı. İnsanlara yalnızca telefon satmıyor, geleceği bugünden yaşatıyordu. 2007 yılında küresel akıllı telefon pazarının yaklaşık yarısına hâkimdi. Sonra dünya değişti. Apple geldi. Telefonun anlamı değişti. Altı yıl içinde Nokia'nın pazar payı yüzde 5'in altına düştü. Sonunda telefon işini Microsoft'a sattı.
Düşünebiliyor musunuz?
Nokia geleceği inşa eden şirketti. Fakat gelecek geldiğinde, kendi inşa ettiği dünyanın gerisinde kaldı.
İşte burada teknoloji bitiyor, felsefe başlıyor..
Hegel'in tarih anlayışında hiçbir düzen sonsuza kadar aynı kalmaz. Her dönem, kendi içinde onu değiştirecek koşulları da üretir. Dün bir çağın zaferi olan şey, yarın aynı çağın sonunu hazırlayabilir.
Nokia'nın başına gelen de buydu.
Onu zirveye taşıyan doğrular, zamanla ilerlemesinin önündeki engellere dönüşmüştü.
Çünkü insanın en büyük yanılgısı, bir zamanlar doğru olan şeyin sonsuza kadar doğru kalacağını sanmasıdır.
Bir düşünce geliştiririz. O düşünceyle başarı kazanırız. Başarıyı alışkanlığa, alışkanlığı kurala, kuralı da tartışılmaz bir hakikate dönüştürürüz.
Sonra dünya değişir.
Ama biz değişmeyiz.
Üstelik değişmediğimizi de kabul etmeyiz. Dünyanın yanlış yöne gittiğine inanırız.
İnsanın kendi geçmişine duyduğu sadakat, bazen geleceğine yaptığı en büyük ihanettir.
Bu yalnızca teknoloji şirketlerinin meselesi değil.
Siyasette de böyledir. Bir zamanlar toplumun önünü açan düşünceler, kendilerini yenileyemediklerinde toplumun önünde birer engele dönüşebilir.
Gazetecilikte de böyledir. Dün gerçeğe ulaşmanın yolu olan yöntemler, bugün gerçeği görmenin önüne geçebilir.
İnsan ilişkilerinde de böyledir. Bir zamanlar bizi ayakta tutan alışkanlıklar, yıllar sonra bizi olduğumuz yere mahkûm edebilir.
Çünkü hayat, geçmişte ne kadar haklı olduğumuzla değil, bugün ne kadar haklı kalabildiğimizle ilgilenir.
Herakleitos'un yüzyıllar öncesinden gelen nehir düşüncesini hatırlayın. Aynı nehre iki kez giremeyiz. Çünkü nehir de değişmiştir, içine giren insan da..
Ama biz çoğu zaman nehrin değiştiğini kabul etmeyiz.
Dün yürüdüğümüz yolların bugün de aynı yere çıkacağını sanırız. Dün bizi başarıya taşıyan fikirlerin yarın da taşıyacağını düşünürüz.
Oysa geçmişte kazanılmış bir zafer, gelecekte kazanılacak zaferlerin teminatı değildir.
Hatta bazen tam tersidir.
İnsanı en fazla yanıltan şey başarısızlıkları değil, geçmişteki başarılarıdır.
Çünkü başarısızlık insana şüphe etmeyi öğretir. Başarı ise bazen şüphe etme ihtiyacını ortadan kaldırır.
İşte asıl tehlike burada başlar.
Kendisinden şüphe etmeyen insan, kendisini yenileyemez. Kendisini yenileyemeyen kurum, değişen dünyayı anlayamaz. Değişen dünyayı anlayamayan güç ise bir gün geçmişteki büyüklüğünün hatırasıyla yaşamaya başlar.
Üstelik bütün bunlar olurken hâlâ güçlü olduğunu sanabilir.
İşte Nokia'nın trajedisi buydu.
Ancak değişmek, geçmişi inkâr etmek değildir. İlkelerinden vazgeçmek, her yeni rüzgârın peşinden savrulmak hiç değildir.
Değişmek, neyin korunması ve neyin terk edilmesi gerektiğini anlayabilme cesaretidir.
Asıl bilgelik, geçmişte ne kadar doğru düşündüğünü bilmek değil, bugün nerede yanılıyor olabileceğini sorgulayabilmektir.
Bugün hepimiz hayatımızın bir yerinde küçük birer Nokia olabiliriz.
Bir zamanlar kurduğumuz dünyanın hâlâ aynı dünya olduğunu sanıyor olabiliriz. Geçmişte kazandığımız saygınlığın gelecekte de bizi koruyacağını düşünüyor olabiliriz.
Ama tarihin kimseye sadakat borcu yok.
Gelecek, onu ilk hayal edenlere ait olmak zorunda değil.
Ve insanın başına gelebilecek en büyük trajedi, başkaları tarafından geride bırakılması da değil.
İnsanın en büyük trajedisi, kendi geçmişinin kendi geleceğine engel olmasıdır.
Size Nokia'nın hikâyesini anlatacağımı söylemiştim.
Ama gördüğünüz gibi bu Nokia'nın hikâyesi değil..
Bu, geleceği inşa edip kendi geçmişinde mahsur kalan herkesin hikâyesidir..