Değerli dostlar ,değerli okuyucular ,
Türkiye bugün sıradan bir dönemeçten değil, tarihsel bir eşikten geçiyor. Maduro’ya yapılana şahit olunca ,daha güçlü bir Türkiye için ne yapmak gerekir diye düşünmemiz gerekir .Somutlaştırmak ,özetlemek istedim .
Ekonomide yaşanan kırılganlıklar, Suriye sahasında çözülemeyen SDG meselesi ve içeride PKK’nın görünürde sessiz ama potansiyel olarak her an harekete geçebilecek yapısı, devletin artık parça parça değil bütüncül bir stratejiyle hareket etmesini zorunlu kılıyor. “Türkiye ne yapmalı?” sorusu, artık teknik değil varoluşsal bir sorudur.

Öncelik tartışmasız biçimde ekonomidir. Çünkü devletin bütün refleksleri, askeri gücü, diplomasisi ve iç güvenliği eninde sonunda ekonomik kapasiteyle anlam kazanır. Bugün Türkiye’nin yaşadığı temel sorun sadece enflasyon ya da döviz değildir; asıl problem, toplumun geleceğe dair güven duygusunun zedelenmiş olmasıdır. İnsanlar kazandıkları paranın yarın neye dönüşeceğini bilemediği anda, üretmekten, yatırım yapmaktan ve risk almaktan vazgeçer. Bu nedenle ilk yapılması gereken, tüm kurumların tek merkezli ve tutarlı bir ekonomik dille konuşmasıdır. Merkez Bankası başka, bakanlıklar başka, siyasi aktörler başka mesajlar verdiği sürece piyasada güven oluşmaz.

Kamu harcamaları ciddi biçimde gözden geçirilmeli, tasarruf sadece kâğıt üzerinde değil bütçede hissedilir hale gelmelidir. İsraf algısı toplumda ne kadar güçlenirse, devlete olan sadakat o kadar zayıflar. Vergi politikası ise artık maaşlıyı değil, büyük ölçekli kayıt dışı kazançları hedef almalıdır. Küçük esnafın, çalışanların ve üreticinin sırtına binen yük hafifletilmeden, ekonomik toparlanma mümkün değildir. KOBİ’lere sağlanan destekler tüketimi değil, üretimi ve istihdamı şart koşacak şekilde yeniden yapılandırılmalı; ithalat ve rant odaklı büyüme modelinden vazgeçilmelidir. Enerji maliyetleri Türkiye ekonomisinin görünmeyen enflasyon motorudur. Uzun vadeli enerji anlaşmaları, yerli kaynak yatırımları ve sanayide verimlilik programları olmadan fiyat istikrarı sağlanamaz. En önemlisi de hukuk ve mülkiyet güvencesidir. Yatırımcı, yarın kuralın değişmeyeceğinden emin olmadığı sürece parasını bu ülkeye bağlamaz.

Ekonomi nefes almaya başladığı anda, Türkiye’nin ikinci büyük dosyası Suriye sahasıdır. SDG bugün sadece bir güvenlik sorunu değil, Türkiye’nin güney sınırında kurumsallaştırılmak istenen bir fiili yapı anlamına gelmektedir. Bu yapı var oldukça, içerideki PKK hiçbir zaman tamamen bitmiş sayılmaz. Türkiye burada askeri refleksi diplomasiyle birlikte yürütmek zorundadır. Şam yönetimiyle kurulan temaslar sembolik değil sonuç alıcı hale getirilmelidir. SDG’nin Suriye devleti içine dağıtılması, ağır silahlarının toplanması, PKK kadrolarının bu yapıdan ayrılması ve sınır hattından çekilmesi Türkiye’nin temel şartları olarak masaya konulmalıdır. ABD’ye verilen mesajlar da muğlak değil, somut olmalıdır. “DEAŞ’la mücadele” gerekçesiyle SDG’ye sağlanan destek, Türkiye’nin ulusal güvenliğiyle çatıştığı sürece bu işin sürdürülemez olduğu kararlılıkla vurgulanmalıdır. Amaç bir savaş başlatmak değil, SDG’yi askeri ve siyasi olarak işlevsiz, manevra alanı daralmış ve yalnız bir yapıya dönüştürmektir.

İçeride ise PKK meselesi çoğu zaman yanlış okunuyor. Bugünkü sessizlik bir çözüm değil, bir ara evredir. Bu dönemi fırsata çevirmeyen bir devlet, yarın çok daha pahalı bedeller ödemek zorunda kalır. Silahlı unsurlar kadar örgütün finansal, lojistik ve insan kaynağı ağları hedef alınmalıdır. Belediyelerden derneklere, ticari yapılardan sosyal ağlara kadar uzanan bütün damarlar kurutulmadan gerçek bir bitişten söz edilemez. Güvenlik politikalarının yanında sosyal politikalar da aynı anda işletilmelidir. Gençlerin, özellikle dezavantajlı bölgelerde, devletle kurduğu ilişki güçlendirilmeden terörün insan kaynağı kurutulamaz.

Türkiye bugün, ekonomiyle başlayan, Suriye sahasında derinleşen ve içeride PKK’yı sessizliğinde etkisizleştiren bir stratejiyi aynı anda yürütmek zorundadır. Parça parça hamlelerin dönemi bitmiştir. Bu süreç ya devlet aklıyla yönetilir ve Türkiye yeniden bölgesel ağırlık kazanır ya da gecikmeler, tereddütler ve iç çelişkiler ülkeyi daha kırılgan bir noktaya sürükler. Bugün yapılması gereken şey nettir: Önce iç cepheyi sağlamlaştırmak, sonra dış kuşatmayı dağıtmak ve en sonunda terörü kendi sessizliğinde tarihe gömmek.
Devletin başı,Sn Recep Tayyip Erdoğan ‘ın bu çalışmalara hız kazandırması gerektiği kanaatindeyim.

Değerli dostlar ;
Son sözüm değişmez ,
Allah vatana millete zeval vermesin.
Vesselam .