Ne kadar farkındayız belemem ama her geçen gün, ayaklarımızı yere sağlam basmamızı sağlayan, bin yıllara sâri köklü fikirler ve onların inşa ettiği değerler biraz daha sıvılaşıyor, duruş emniyetimiz kayboluyor…
En dirençli gibi görünen dini inançların vidaları bile pek çok Müslüman için gevşemiş görünüyor; diğer dinlerde de durumun pek farklı olmadığına dair ciddi gözlemler var…
Bugünlerde “Tele ya da Gösterişçi dindarlık” olarak da tarif edilen ve sosyal medyanın etkisiyle de çok daha görünür hale gelen, kökünden kopmuş ilginç bir dindarlıkla karşı karşıyayız…
Elbette tarihin her döneminde ve her dinde istismara hizmet eden “gösterişçi” bir dindarlık var olmuştur…
Lakin kitlesel bir yaygınlıkla ortaya çıkışı -öyle zannediyorum bu çağın iletişim enstrümanlarının da bir ürünü olarak- hiç bu denli olmamıştır…
Her şeyin adeta bir imaja dönüştüğü çağımızda, dini motifler de bundan fazlasıyla nasibini almış görünüyor…
En fazla istismar edilen şeyler her dönemde en fazla değer gören şeyler olmuştur; maddi ya da manevi…
Bu sebeple de diğer insanları yanıltarak, aldatarak kendi çıkarları için değerleri alet edenlerin listesinin başında -ne yazık ki- her zaman din gelmiştir…
Çünkü dinler her dönemde en büyük zorluklara karşı insanları motive eden, cesaretlendiren en güçlü duyguların temsilcisi olmuşlar; tanrısı/totemi bir ağaç parçası olanlar bile…
Bir Fransız filozofun da isabetle hakkını verdiği gibi: “Laik sistemler bile toplumunu savaş gibi önemli bir harekâta hazırlarken dini duyguları sahaya davet ederler…”
Bunca zorluğun üstesinden gelebilen güçlü duygular, elbette istismarcıların da gözünden kaçmamıştır…
Bugün pek çoğu için artık içi yeteri kadar “boş” olsa da aslını temsil etmese de, sağlayacağı avantajlardan da vazgeçilemeyen bir “Tele dindarlık“ söz konusu...
Adeta bir “görev dindarlığı” da diyebileceğimiz bu dindarlık, her birey için esnetilmiş, kaynağı ile alakası kesilmiş, yapıyı tutan ana vidaları sökülmüş, fikriyatı zayıflatılmış olsa da hala talep görüyor olmasını sevinçle mi yoksa üzüntü ile mi karşılamak gerekir dikatomisinin cevabı uzun ve meşakkatlidir…
Gerçek bir “Yapı söküm” yaşayan fikirler ve inançlar, dünyanın her yerinde yeni nesillerin her geçen gün birbirine karşı biraz daha yabancılaşmasına sebep oluyor…
Ortak duygu ile inşa edilen ortak dil ve değerler yok oldukça, iletişim de yok oluyor ve öfkenin, şiddetin artışı hayatları esir alıyor…
Ne yazık ki bu kopmadan en büyük payı alan en dar ve en sıkı, sıcak olan aileler oluyor; zira şiddet ve cinayetlerin daha çok bu eksende gelişmesi bir tesadüf olabilir mi?
Daha fazla yok olmadan ve üzülmeden fikirlerimizin vidalarını sıkılaştırmanın yeni yollarını bulmak ve bizi koruyan bütün yapılarımızı sağlamlaştırmak zorundayız…
Gösterişten uzak ve samimi bir yaşamla da bu pozisyonumuzu teyit ederek…