Hazırlıksız olunan bir anda sosyal medyadan bize pazarlanan bir sürü tümörlü, tanımadığımız alışkanlıklar enjekte ediliyor. Alışık olmadığımız, sadece cazip geldiği için arkasına takıldığımız şeyin altında eziliyoruz. Daha kendimiz olmayı beceremezken başka bir şey olmanın peşine takılıyoruz.
Tüm dünya büyük bir toplumsal faciayla, virüs denen ucubeyle savaşarak belki de yüzyılın en büyük yaşam mücadelesini verdi.
Peki, bu virüs nasıl girdi hayatımıza? Neydi? Canı sıkıldı, dalaşacak bir yerler aradı, sonra da "gidip şu Dünya insanlarıyla oynayayayım" mı dedi?
Tabi ki öyle demedi. Peki, neydi işin aslı?
Bu virüs aslında insan azmışlığının, insan olmaktan uzaklaşmışlığının, gerçek değerlerden kopmuşluğun, insan olmaktan uzaklaşmışlığının nelere sebep olduğunun en net fotoğrafıydı. Bilinçsizliğin, umarsızlığın geldiği en üst seviyesiydi.
Dünya Çocuk Hakları Günü, Sevgililer Günü, Anneler, Babalar Günü, şu günü, bu günü Falan günü derken, baktım şöyle, bir yıl içerisinde kutlanılan, üretilmiş günlere, neredeyse metre kareye bir gün kutlaması denk geliyor!
Bizi, günleri kutlamakla oyalayıp, işlerine gelmeyen şeylerin altını kurcalamamamızı sağlıyorlar, dünya düzeninin vampir ağabeyleri.
Düşünsene; Sevgisizliğin, saygısızlığın devleştiği günümüzde "Sevgililer Günü" kutlamak! (Bir de sene de bir gün)
Ya da, Dünya Çocuk Hakları Günü.
Güneydoğu da bir baba çocuğunu döve döve öldürüyor, çocuklar katlediliyor, çocuklar boğazlanıp, öldürülüp bir dere kenarına atılıyor cesetleri vs.
Bıçakla, silahla terör estiren çocuklar giriyor kafa göz birbirlerine. Sonra da Dünya Çocuk Hakları Gününü Kutlayalım. Koruyamadığımız çocukların haklarını mı kutluyoruz?
Nedir kutladığımız!?
Vampirleşmiş düşman devletli, ürettiği uyduruk, gerçek dışı günlerle bozmak istedikleri toplumları oyalayıp uyuşturuyor.
Çünkü, gözü olduğu toprakları ne kadar çok bölüp, parçalarsa, ne kadar çok halkları kendi içerisinde birbirine düşürürse, o halk kurulan bu oyunlar yüzünden kendi derdiyle ne kadar uğraşıp gerçekleri görmezden gelirse düşman da yeni oyunlarını rahat rahat kurup yeni kirletmeler bozmalar üretecek...
Yukarıda yazdıklarımın ışığı altında şimdi günümüze dönüyorum. Z Kuşağına.
Yazının başlığını özellikle öyle koydum. ZOMBİ KELİMESİ Türk Dil Kurumu (TDK) ANLAMI: Hortlak, uykusuzluktan, yorgunluktan serseme dönmüş kimse...
Şimdi ki yaşanan toplumsal süreç hiç bu tanımdan farklı değil. Bilinçsizlik, kontrol dışılık hat safhada. Pandemi tehlikesinden çok daha büyük bir salgınla karşı karşıyayız.
Ötekileştirilen toplum, ötekileştirilen gençlik...
Geçmişte ötekileştirmedik mi Güneydoğu'yu, oradaki yaşayan halkı? Bu ötekileştirmeden de üremedi mi terör? Yine aynı. Şimdi de yeni neslin ötekileştirilmesini izliyoruz.
Onlarda ötekileşiyor!
Niye Z kuşağı diyoruz ki? Kim taktı bu ismi? Yeni nesil deyince olmuyor mu?
Biz dedikçe Z kuşağı; kendisini bizden farklı hissediyor, hissettikçe (Z) olmayan ötekilere antipati oluşturuyor, oluşturunca ne oluyor? 12-13 yaşındaki çocuk kendinden yaşça çok büyük kişiye 'bilader' diye sesleniyor! Bütün büyükler onun yanında daha ilkel ve geri kalmış algısı onu daha da çok yönetir oluyor.
Bir bakın etrafınıza!
Bize sanatçı diye pazarlanan bir sürü insan madde kullanmaktan patır patır dökülüyor. Bu kirlenmenin önüne geçemezsek, bunun ana kaynağını bulup imha etmezsek, bu virüs daha çok kitlelere yayılıp daha çokkkk acıtacak canlarımızı.
Eline bıçak, silah alan, bu (Z) kuşağı haberleriyle, olaylarıyla dolu. Akran zorbalığı ülkeyi istila etmiş durumda. Suç işlendikten sonra verilen ceza, kaybı, öleni yerine getirmiyor ki!!!
Acilen kayıpların olmamasına yönelik tedbirler alınmalı...
İvedilikle, en acilinden...