Türkiye’de son zamanlarda yaşanan tartışmalar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için yürütülen uluslararası kampanyalar beni bir asır öncesine götürdü. ”Avrupa’nın Hasta Adamı” diye tabir edilen Osmanlı’yı Ulu Hakan 2. Abdülhamid, 33 yıllık iktidarında ayakta tutmayı başarmıştı. Ulu Hakan’ın iktidarı boyunca Osmanlı coğrafyasından tek karış toprak kaybedilmemiş aksine, bir kalkınma hamlesi başlatılmıştı. Eğitime ve okullaşmaya büyük önem verilmiş, yollar yapılmış, İstanbul’dan Hicaz’a demiryolu inşa edilmiş, bilimde ve sanatta büyük mesafeler katedilmiş, Yahudiler’in İsrail devletini kurma girişimleri sonuçsuz kalmıştı.

Ancak dönemin emperyalist güçleri, O’nu hiç sevmemişti. İslam ümmetinin yeminli düşmanları tek koro halinde kendisine “despot, diktatör” yaftasını yapıştırmışlardı. Bu sloganların büyüsüne kapılanlar da O’nu iktidardan uzaklaştırmak için her türlü kirli ittifaka girmişler ve başarılı olmuşlardı.

Ulu Hakan’ın tahttan inmesinden sadece 3 yıl sonra patlak veren Balkan Harbi’yle birlikte, bir vatan kaybedildi. Kumanova’da katbekat üstün olduğumuz Sırplar bizi büyük bir bozguna uğratmış, Üsküp ve Selanik tek kurşun atılmadan düşmana teslim edilmişti…

Balkanlar’dan İstanbul’a doğru her şeylerini terk edip kağnılarla yola çıkmış çaresiz ve savunmasız muhacirler gözümün önüne geldi. Çaresiz ve umutsuz bakışlarla son sığınağa doğru çamurlara bata çıka yollar kat ediliyordu. Üsküp’ten, Selanik’ten, Akova’dan, Taşlıca’dan, Yenipazar’dan, Deli Orman’dan, İştip’ten, Rojaye’den, Prizren’den Müslüman halklar yollara dökülmüş İslam’ın son kalesi Anadolu’ya göç ediyorlardı. Şehitlerin kanlarıyla, gazilerin kılıçlarıyla, Anadolu erenlerinin dualarıyla, ahilerin ahlakı ve zanaatıyla, çarşılarıyla, pazarlarıyla, hanları ve hamamlarıyla, firuze kubbeli camileriyle inşa edilen Rumeli artık düşman çizmeleri altında inim inim inliyordu. Kosova İpekli olan Mehmed Akif, bu anı “Dedemin sürdüğü, can ektiği toprak gitti… Öyle bir gitti ki hem: Bir daha gelmez ebedî!” dizeleriyle özetliyordu.

Evet Balkan Harbi herhangi bir savaşın kaybedilişi değildi, bir vatanın elden gidişiydi.

Kaybedilen topraklarımızın bu hüznü son yıllarda bir umuda dönüştü. Balkan coğrafyamızdaki ürkek ve çekingen Müslüman bakışlarda , son yıllarda bir ışık, bir yeniden doğuş hissettim hep. Çünkü Anadolu bir devrim başlattı. Son yüzyılın en dev yatırımları yapılıyor, okullar, üniversiteler, yollar, hızlı trenler, konutlar, iş sahaları… İnkar edilen, yok sayılan bu toprakların gerçek sahipleri artık başları dik yürüyor. Mazlum milletlere el uzatılıyor. Dünya 5’ten büyüktür deniyor. Gazze’nin, Arakan’ın, Suriye’nin, Bosna’nın mazlumlarının umudu Türkiye oluyor.

Ancak malum dünya tıpkı bir asır önce 2. Abdulhamid için başlattığı “diktatör, despot” kampanyasını bu defa Yeni Türkiye’nin mimarı Recep Tayyip Erdoğan için yürütüyor. Bu malum dünyanın çarkına su taşıyanlar da bu kampanyaya içerde ve dışarda bütün pervazsızlıklarıyla destek veriyor. Ama şu unutuluyor; “Mümin bir delikten iki kez sokulmaz”. Abdulhamid’in tahttan indirilişinin ardından başımıza neler geldi gördük. Bizim bu coğrafyada gideceğimiz başka bir yerimiz de yok. İkinci bir vatan kaybetme değil, kaybedilen coğrafyayla 1 asırlık zaman kaybını en hızlı şekilde telafi etmeye ihtiyacımız var. Bu nedenle de fitnenin büyüsüne kapılmadan Yeni Türkiye’nin mimarı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Başbakanımız Ahmet Davutoğlu ve diğer tüm kadrolara sahip çıkılmalı. O nedenle dönüp dönüp bir vatan kaybettiğimiz Balkan Harbi’ni çok iyi okuyup, analiz etmeliyiz.