Balkanlar’da 1990’lı yıllarda eski Yugoslavya’nın dağılmasının ardından Bosna’da, Kosova’da yaşanan kanlı savaşları hepimiz biliyoruz. Makedonya’da ise 2001 yılında Arnavut ve Makedonlar arasında çıkan çatışmalar, uluslararası toplumun erken müdahalesiyle bölgeye yayılmadan Ohri Çerçeve Anlaşması ile son bulmuştu.

Makedonya’da ikinci en büyük toplum olan Arnavutlar, bugüne kadar ülkenin hala kurucu milleti olarak tanımlanmadı. 1992 yılında başlayan nüfus sayımı ise henüz bitmedi. Ülkede nüfusun yüzde 25’inin Arnavut olduğu söyleniyor, ancak Arnavutlar bu nüfusun gerçekte yüzde 35 olduğunu, fakat Makedonlarca bunun gizlendiğini ve bu nedenle de nüfus sayımını bir türlü sonlandırmadıklarını söylüyor. Yatırımların ise Makedon nüfusun ağırlıklı olduğu belediyelere yapıldığını, Arnavut ve diğer Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerin geri kalmışlığını gidermek amacıyla hükümetin önceliğinin olmadığı belirtiliyor.

Bu tartışmalar devam ederken, Makedonya’da, son zamanlarda ilginç olaylar da yaşanmaya başlandı.

Makedonya’nın Kosova sınırındaki Goşnitse polis karakoluna önceki gece baskın düzenleyen yaklaşık 40 kişilik grup, içerdeki 4 polisi rehin aldı. Kosova’dan giriş yaptığı belirtilen bu grubun, karakoldaki polislerin silahlarını aldığı ve daha sonra serbest bıraktıktan sonra bölgeden ayrıldığı belirtiliyor. Makedon yetkililer, saldırganların Kosova Kurtuluş Ordusu üniformalı olduğunu öne sürüyor.

Yine Makedonya’da 10 Nisan’da Başbakanlık binası önüne konulan bomba patlamıştı. Başbakanlık binasına Ekim ayında da roketatarla saldırı yapılmış ve bina hasar görmüştü. Bu saldırıyı UÇK’nın üstlendiği ileri sürülmüştü.

9 Aralık 2014 tarihinde ise Makedonya’nın Kumanova ve Kalkandelen şehirlerindeki polis merkezlerine eş zamanlı iki bombalı saldırı düzenlenmişti.

Şu ana kadar, bu saldırılarla ve olaylarla ilgili henüz kimsenin yakalanamaması aklımıza ilginç şüpheler getiriyor. Sanki bir el, Makedonya’daki ve bölgedeki Arnavutları bu tür olaylarla terörle ilişkilendirerek baskı altına almayı hedefliyor. Ancak şunu söylemekte fayda var; Balkanlar’da henüz 1990’lı yılların bıraktığı acıların izleri kapanmamıştır, en küçük bir etnik temele dayalı kargaşa bir anda tüm bölgeyi kaplayabilir. Bu nedenle herkesin çok dikkatli olması gerekiyor. Bölgede bütün kesimlerle diyaloğu bulunan Türkiye’ye bu konuda büyük görev düşüyor.

“SREBRENİTSA” BENZETMESİ

Akdeniz’de yaşanan tekne facialarının ardından önceki gün İtalya Başbakanı Matteo Renzi ilginç bir ifade kullandı. Renzi, “Bundan 20 yıl önce Srebrenitsa’da gözlerimizi kapattık, bunu bugün de yapamayız” dedi. Ancak Avrupa bunu hep yapıyor, o nedenle Avrupa’yı eleştirmek yerine, biraz da İslam dünyasına bakmalıyız.

DODİK’İN ZİYARETİ

Bosna Sırp Cumhuriyeti Başkanı Milorad Dodik, geçtiğimiz günlerde Srebrenitsa’daki Potoçari Anıt Mezarlığı’nı ilk kez ziyaret etti. Dodik, şehitlerin önünde saygı duruşunda bulunarak, Boşnaklara bir jest yaptı. Ancak aynı Dodik, ertesi gün de parlamentoya 1915 olaylarının “soykırım” olarak tanınması teklifinde bulundu. Aslında bunların temel düşüncesiz Türkiye’siz bir Bosna ve Balkanlar. Çünkü Türkiye o bölgede olmadığı zaman bıçakları daha keskin olacak, Müslüman topluluklara karşı.

“SIRP BOŞNAK DİYALOGU”

Sırbistan Başbakanı AleksandarVuçiç, Boşnak nüfusun yoğun olarak yaşadığı Sancak bölgesinin en büyük kenti olan Novi Pazar’ın kuruluşunun 554. yılı dolayısıyla bu kenti 20 Nisan’daki ziyaretinde “Gerçek bir Sırp-Boşnak diyaloğu başlatmalıyız. Bir daha asla çatışmalar olmasın. Kendi hatalarım hakkında da olsa konuşmaktan, onları kabullenmekten hiçbir zaman çekinmedim” diyerek önemli bir barış mesajı verdi. Bosnalı bir Sırp olan Vuçiç’in savaşta yaptıkları hala unutulmamış olsa da inşaallah bu sözlerini eyleme de geçirerek, bölgenin ihtiyacı olan barış için bir adım atar.

23 NİSAN’DA 5 BİN ÇOCUK BİRARADA

Balkanlar’da yaşanan bu gelişmelerin ötesinde en sevindirici olay bugün yaşanıyor. Bosna Hersek’te okullarda seçmeli mecburi olarak Türkçe öğrenen yaklaşık 5 bin çocuk, Zenitsa Arena’da bir araya gelerek 23 Nisan’ı kutlayacak. Bu organizasyonda hiç şüphesiz Türkiye’nin Saraybosna Büyükelçiliği ile Saraybosna Yunus Emre Türk Kültür Merkezi Müdürü Mehmet Akif Yaman’ın büyük emeği geçti. Böylesi organizasyonlar, Türkiye’nin bölgedeki varlığını ve sevgisini daha da perçinleyecektir.