İslâm’ın bütün hükümlerinin genel çerçevesini yansıtan itikadî, amelî, ve ahlâkî esaslarının ana amacı, kulların dünya ve âhiret mutluluğuna erişebilmesini sağlamak yani tüm davranışlarında Allah Teâlâ rızâsını kazanabilmesini sağlamaktır.
Hacca mahsus ibadetlerinizi bitirdiğinizde de, atalarınızı andığınız gibi, hatta daha canlı bir şekilde Allah’ı anın. Ama insanlardan öyleleri vardır ki, “Ey rabbimiz! Bize bu dünyada ver” diye dua ederler. Böyle bir kimsenin âhiretten hiç nasibi yoktur. (Bakara Suresi, 200. Ayet)
İnsanlardan öyleleri de vardır ki, “Ey rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ver, öteki dünyada da iyilik ver; bizi cehennem azabından koru” derler. İşte kazandıklarından bir payı olanlar bunlardır. Allah, hesabı çok çabuk görür! (Bakara Suresi, 201-202. Ayet)
Bakara Suresi’nin 200-202. ayetleri, kulların iki karakterde olduğunu anlatmaktadır. Bu doğrultuda 200. ayetin içeriğinde bahsedilen kullar, yalnızca dünya hayatını isteyen âhiret amelini ihmal eden kimselerdir. Ayet bu kimselerin âhiret yurdundan hiçbir nasibi olmadığını belirtir. Diğer yandan 201-202. ayetlerde bahsedilen kullar, Allah Teâlâ’dan doğru dilekte bulunup O’nun rızâsına liyakat kazanabilen kimselerdir. Ayet bu kimselerin dünya hayatında yaptığı tüm iyiliklerin karşılığını âhiret yurdunda alacağını belirtir. Böylece bu üç ayetin imanî, amelî ve ahlâkî esaslarının ana amacını ifade ettiği anlaşılmaktadır.
Fâtiha Suresi’nin mahiyeti de anılan bu gerçekliği kapsar niteliktedir.
Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla... Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Rahmân ve rahîm. Ödül ve ceza gününün tek hâkimi. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola ilet; Nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, dalâlete sapmışların yoluna da değil! Âmin! (Fâtiha Suresi, 1-7. Ayet)
İslâm toplumunda, sahâbelerin döneminden itibaren makāsıdü’ş-şerîa anlayışının kavramsal bir çerçevede ortaya konulmasındaki öncü âlim ise İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî olmuştur. el-Cüveynî’nin ardından talebesi Hüccetü’l-İslâm İmam Gazzâlî de makāsıdü’ş-şerîa anlayışını kuramsal bir çerçeveye oturtmuştur.
Hüccetü’l-İslâm İmam Gazzâlî, kulların dünya ve âhiret mutluluğuna erişebilmesini sağlama yani tüm davranışlarında Allah Teâlâ rızâsını kazanabilmesini sağlamak olarak ifade edilebilen itikadî, amelî, ahlâkî esaslarının temel amacının yani makāsıdü’ş-şerîa’nın kulların imanını, canını (nefsini), aklını, neslini ve malını yani kısaca beş temeli korumaktan geçtiğini ifade etmiştir.
Makāsıdü’ş-şerîa’nın kulların imanını, canlarını, akıllarını, nesillerini ve mallarını korumak şeklinde tarif edilmesinin arkasında; gerek özel naslar gerek çok sayıdaki Ayet ve Hadis-i Şerif üzerinden tümevarım metoduyla elde edilmiş deliller ışığında hükümlerin vurgu yaptığı ana odakların; kulların imanını, canını (nefsini), aklını, neslini ve malını koruma doğrultusunda şekillendiği gerçeğine erişilmesi yatmaktadır.
İslâm hükümlerinin vurgu yaptığı temel odaklardan ilkini dini (iman) korumak yani dinî yaşantılara saygı duymak teşkil etmektedir. İslâm, dinin kaynağını şer‘î delillerin teşkil ettiği iman, amel ve ahlâk ile ilgili olan bütün hükümlerini; kalbi şekilde inanarak kabul etmek, bu inancını dili aracılığı ile ifade ederek hükümlerin gereğini yapmaktır. Bu bakımdan İslâm, korunması gereken bir haktır.