Uyuşturucu…
Yer temin etme…
Fuhuşa aracılık…
Fuhuşu özendirme…

Bunların hiçbiri “bireysel tercih”, “özgürlük alanı” ya da “kenarda köşede kalan küçük suçlar” değildir. Bunlar bir çürüme ekonomisinin başlıklarıdır. Gençlerin aklını, ailelerin huzurunu, toplumun omurgasını hedef alan organize bir ahlaksızlık düzenidir.

Bugün sosyal medyada “lüks hayat”, “kolay para”, “özgür yaşam” ambalajıyla pazarlanan bu kirli düzenin aslında ne olduğu artık açıkça görülüyor:
Uyuşturucuyla uyuşturulan zihinler, fuhuşla metalaştırılan bedenler, parayla satın alınmak istenen gelecekler…

Ve devlet, tam da burada devreye giriyor.

Son günlerde peş peşe yapılan operasyonlar şunu gösteriyor:
Bu ülkede artık zehir tacirlerine romantik hikâyeler yazılmıyor,
ahlaksızlığı normalleştirenlere hoşgörü gösterilmiyor,
“herkes yapıyor” bahanesiyle suçun üstü örtülmüyor.

Kimliğine, takipçi sayısına, şöhretine, paranın miktarına bakılmadan;
kim bu çarkın içindeyse tek tek toplanıyor.

Bu bir operasyonlar zinciri değil sadece.
Bu, devlet aklının verdiği bir medeniyet refleksidir.

Çünkü devletin görevi yalnızca sınırları korumak değildir.
Devlet; masum evlatları, daha hayatın başında zehirlenmesin diye korur.
Devlet; bir toplumun ahlaki sigortasıdır.
Devlet; “nasıl olsa görmezden gelinir” denilen yerde hesap sorandır.

Bugün yargı, kimsenin alkışına ihtiyaç duymadan görevini yapıyor olabilir.
Ama biz yine de açıkça söyleyelim:

Bu mücadele, alkışı hak ediyor.

Çünkü bu davalar yalnızca sanık dosyası değildir;
bu davalar gelecek davasıdır.
Bir çocuğun eline uyuşturucu değil, umut tutuşturma davasıdır.
Bir gencin bedenini değil, hayatını koruma davasıdır.

Ve şunu herkes bilsin:
Bu ülkede ahlaksızlık artık “cool” bir vitrin süsü değildir.
Bu ülkede zehir tacirliği, fuhuş aracılığı ve çürüme pazarlaması bedel ödenen suçtur.

Yargımızı tebrik ediyoruz.
Savcılarımızı, emniyetimizi ve bu kararlılığı gösteren devlet aklını alkışlıyoruz.

Çünkü bu, yalnızca bir hukuk mücadelesi değil;
bir nesil kurtarma mücadelesidir.