Muhittin Böcek sizden.

Özkan sizden.

Sarıgül sizden.

Kurultayda para dağıtıldığını, rüşvet verildiğini iddia edenler sizden.

Şikâyet eden sizden, şikâyet edilen sizden.

Parası çalındığını söyleyen sizden, parayı çalmakla suçlanan sizden.

Tanıklar, müştekiler, itirafçılar…

Neredeyse hepsi sizin siyasi çevrenizden!

Peki, Özgür Özel'e göre bütün bunlar ne?

Yalan, iftira, kumpas!

İyi de kardeşim, herkes mi yalan söylüyor? Bir tek sen mi doğru söylüyorsun Özgür Özel?

Ortada birbirinden farklı soruşturmalar, ağır suçlamalar, tanık beyanları ve kamuoyuna yansıyan iddialar var.

Ama Özgür Özel'in bunlara karşı geliştirdiği siyasi savunma neredeyse hep aynı:

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi rakiplerini tasfiye etmek için yürüttüğü bir operasyon!

Ne kadar kolay değil mi?

İddiaların içeriğini tartışmak yerine soruşturmaların siyasi olduğunu söyle.

Tanıkların ne anlattığını açıklamak yerine onları itibarsızlaştır.

Sonra meydan meydan dolaşıp bütün bunların kumpas olduğunu ilan et!

Peki, bu nasıl bir siyaset, nasıl bir sorumluluk anlayışı?

Bir siyasi partinin genel başkanı, kendi partisinin yönettiği belediyelerde ortaya çıkan yolsuzluk iddialarının açıklığa kavuşturulmasını istemek zorunda değil midir?

Rüşvet, irtikap, ihaleye fesat karıştırma ve kamu kaynaklarının kötüye kullanılması gibi ağır suçlamalar karşısında yalnızca siyasi dayanışma göstermek yeterli midir?

Üstelik bazı iddialar ve şikâyetler doğrudan kendi siyasi çevresinden geliyorsa!

Elbette herkes masumiyet karinesinden yararlanır. Suçluluğa karar verecek olan bağımsız yargıdır.

Özgür Özel de soruşturmaları eleştirebilir, siyasi müdahale iddiasında bulunabilir, hukuksuzlukları gündeme getirebilir.

Ancak bir soruşturmanın siyasi olduğunu söylemek, o dosyadaki somut iddiaları kendiliğinden çürütmez.

Kim, kimden, neden şikâyetçi olmuş?

Hangi tanık ne anlatmış?

Hangi para hareketi, hangi ihale, hangi belediye işlemi tartışma konusu?

Bunların cevapları nerede?

Özgür Özel'den beklenen, meydanlarda sesini yükseltmek değil, kamuoyunun önündeki bu sorulara açık ve ikna edici cevaplar verilmesini sağlamaktır.

Çünkü bir iddiaya iftira demek başka, onun neden iftira olduğunu ortaya koymak başkadır.

Asıl mesele de burada başlıyor.

Özgür Özel, partisinin belediyeleri hakkındaki suçlamalar karşısında hesap soran bir genel başkan görüntüsü vermek yerine, soruşturmaları siyasi mücadeleye dönüştüren bir lider görüntüsü çiziyor.

Oysa siyasi liderlik, yalnızca arkadaşlarını savunmak değildir. Gerektiğinde kendi siyasi çevrenden de hesap sorabilmektir.

Millete, hukuka ve kamu ahlakına sadakat, siyasi arkadaşlara sadakatin üzerinde olmalıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a muhalefet etmek, hakkında suçlama bulunan herkesi peşinen aklamak anlamına gelmez.

Yolsuzlukla mücadele de yalnızca rakiplerinin yanlışlarını gündeme getirmekle olmaz. Önce kendi kapının önünü temizlemeyi gerektirir.

Sayın Özgür Özel!

Bu millet kimin ne söylediğini de kimin hangi soruya cevap vermediğini de görüyor.

Miting meydanlarında Cumhurbaşkanı'na meydan okumak kolay.

Zor olan, kendi siyasi çevrenden yükselen suçlamalarla yüzleşmek ve gerçeklerin ortaya çıkarılmasını istemektir.

Herkes yalancı, herkes iftiracı, herkes kumpasçı, bir tek sen doğru olamazsın!

Siyasette bağırarak haklı çıkılmaz. İddialara cevap vererek, gerçekleri ortaya koyarak haklı çıkılır.

Unutma!

Türk milleti yalnızca söylediklerini değil, cevapsız bıraktığın soruları da görüyor!