Amerika’da sandıktan Demokratlar çıktı. Peki Türkiye için bunun anlamı ne?
Önce bir gerçeği teslim edelim. Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki kişisel yakınlık, iki ülke arasındaki sorunların çözümünde önemli bir diplomatik kanaldı. Ancak Washington’da dış politika yalnızca Beyaz Saray’da belirlenmiyor. Kongre’nin de yaptırımlar, silah satışları ve bütçe üzerinde ciddi yetkileri var.
Hatırlayın Türkiye bunun bedelini daha önce ödedi.
2019’da F-35 programından çıkarıldık. 2020’de S-400 nedeniyle CAATSA yaptırımlarıyla karşılaştık. Üstelik bunların ikisi de Trump’ın ilk başkanlık döneminde yaşandı.
Şimdi korkarım ki, Kongre’de Demokratların çoğunluğu ele geçirmesi, bu dosyaların çözümünü daha da güçleştirecek..
Çünkü Amerikan siyasetinde Türkiye’ye yönelik itirazlar yalnızca Cumhuriyetçi-Demokrat ayrımından kaynaklanmıyor. S-400 meselesi, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la ilişkiler, Suriye politikası ve insan hakları tartışmaları Kongre’de partiler üstü bir direnç oluşturabiliyor.
Türkiye’nin savunma sanayiindeki en iddialı projesi KAAN. 21 Şubat 2024’te ilk uçuşunu gerçekleştiren bu uçak, yalnızca teknolojik bir başarı değil; Türkiye’nin gelecekte kendi hava gücünü belirleme iradesinin de sembolü.
Fakat burada görmezden gelemeyeceğimiz stratejik bir gerçek var.
KAAN’ın gövdesi Türkiye’de üretiliyor. Yazılımı, aviyonikleri ve kritik sistemleri millîleştiriliyor. Ama ilk üretim modellerinin kalbinde Amerikan General Electric F110 motorları bulunacak
Trump yönetimi, KAAN için 700 milyon doları aşan motor satışını Kongre’ye bildirdi. Temmuz ayında TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu, 80 motorluk tedarikin Kongre inceleme sürecini geçtiğini açıkladı.
Yani bugün için motor satışının engellendiğini söylemek yanlış olur.
Ancak asıl mesele bugünkü izin değil, yarın karşılaşılabilecek siyasi engellerdir.
Çünkü aynı süreçte Demokratların önde gelen isimlerinden Gregory Meeks, S-400 meselesini gündeme getirerek satışa itiraz etmişti.
Şimdi bu itirazları dile getiren siyasi kanat Kongre’de çoğunluk sahibi.
İşte tehlike burada!
Türkiye bir savaş uçağı geliştiriyor. Milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. Hava Kuvvetlerinin gelecek on yıllardaki ihtiyaçlarını bu projeye göre planlıyor. Endonezya gibi ülkelere ihracat anlaşmaları yapıyor.
Ama Amerikan motoru kullanıldığı sürece yeni motor tedariki, teknik destek ve üçüncü ülkelere ihracat gibi konularda Washington’ın ihracat kontrol sistemiyle karşı karşıya kalabiliyor.
Bir ülkenin kendi ürettiği savaş uçağını başka bir ülkeye satarken motorun üretildiği devletin iznine ihtiyaç duyması, savunma sanayiinde bağımsızlığın neden yalnızca gövde üretmekten ibaret olmadığını gösteriyor.
Üstelik bu yalnızca teorik bir tartışma değil. Türkiye F-35 programında, uluslararası savunma projelerinin siyasi kararlarla nasıl kesintiye uğrayabildiğini zaten yaşadı.
Bu nedenle KAAN’ın millî motoru TF35000, projenin en kritik aşamalarından biri..
TUSAŞ yönetiminin açıkladığı hedef, 2033 civarında yerli motorlu KAAN’ların teslimatına başlamaktır.
Bu hedefe ulaşılması, Türkiye’nin Amerikan motorlarına bağımlılığını azaltacak. Ancak motorun geliştirilmesi kadar test, sertifikasyon ve seri üretim süreçlerinin başarıyla tamamlanması da gerekiyor.
İşte bu yüzden Amerikan seçimlerini yalnızca Trump kazandı, Demokratlar kazandı diye değerlendiremeyiz.
Bizim için asıl soru şu:
Türkiye’nin millî savunma projelerinin geleceği neden hâlâ Amerikan Kongresi’ndeki siyasi dengelerden etkilenebiliyor?
F-35 için diplomasi yürütülmeli. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması için bütün kanallar kullanılmalı. Ancak KAAN’ın yerli motor çalışmalarının hızlandırılması artık yalnızca teknolojik bir hedef değil, stratejik bir zorunluluk.
Çünkü Washington’da çoğunluklar değişir. Başkanlar gelir, başkanlar gider.
Ama Türkiye’nin millî güvenliği Amerikan seçmeninin sandıktan çıkardığı sonuca bağlı kalamaz.
KAAN’ın gerçek bağımsızlık sınavı yalnızca Türk mühendislerinin yaptığı uçağın gökyüzüne yükselmesi değil, o uçağın motorunu çalıştırmak, üretimini sürdürmek ve dünyaya satmak için hiçbir yabancı başkentten siyasi onay almak zorunda kalmamaktır.
Çünkü bir savaş uçağının gövdesini yapmak mühendislik başarısıdır. Motorunda ve kritik sistemlerinde dışa bağımlılığı ortadan kaldırmak ise stratejik bağımsızlıktır.