Son günlerde bir stand-up gösterisinde kullanılan ifadeler nedeniyle başlatılan soruşturma yeniden eski bir tartışmayı gündeme taşıdı: İfade özgürlüğünün sınırı nerede başlar, nerede biter?
Bu sorunun cevabı aslında hukukta da, vicdanda da çok nettir.
Eleştiri haktır.
Mizah haktır.
Hiciv haktır.
Fikir özgürlüğü demokratik toplumların vazgeçilmezidir.
Ancak bir toplumun kutsal saydığı değerlere sistematik biçimde hakaret etmek, milyonlarca insanın inancını aşağılamak ve bunu “mizah” etiketiyle meşrulaştırmaya çalışmak özgürlük değildir.
Çünkü özgürlük, başkasının onurunu ve inancını ezme hakkı vermez.
Bugün dünyanın hiçbir gelişmiş demokrasisinde insanların kutsalları sınırsız biçimde alay konusu yapılamaz. Irkı, etnik kimliği, dini veya kutsalı hedef alan nefret söylemi birçok ülkede hukuki yaptırımlarla karşılaşmaktadır. Çünkü medeni toplumlar bilir ki birlikte yaşamanın temel şartı, farklılıkları aşağılamak değil onlara saygı göstermektir.
Mesele yalnızca İslam da değildir.
Bir Hristiyanın haçı…
Bir Musevinin Tevrat’ı…
Bir Budistin mabedi…
Bir Hindu’nun inancı…
Hepsi aynı saygıyı hak eder.
Hatta insanlar hiçbir dine inanmasa bile, inanan insanların değerlerine hakaret etme hakkına sahip değildir.
Ben daha ileri gidiyorum.
İnsanlar isterse beyaz peyniri kutsal kabul etsin…
Bu size onunla alay etme hakkı vermez.
Çünkü mesele ibadet edilen şey değil, o değere gönülden bağlanan insana duyulan saygıdır.
Bugün bir toplumun inancına gülen, yarın başka bir toplumun kimliğine güler. Sonra diline, rengine, etnik kökenine, yaşam tarzına…
Saygı ortadan kalktığında geriye sadece birbirini aşağılayan kalabalıklar kalır.
Mizah; zekâyla yapılır, hakaretle değil.
İyi mizah güldürür.
Kötü mizah yaralar.
İyi komedyen toplumdaki çelişkileri gösterir.
Kötü komedyen ise milyonlarca insanın kutsalını hedef alıp bunu cesaret zanneder.
Gerçek cesaret, kolay hedeflere saldırmak değildir.
Gerçek cesaret, kimseyi aşağılamadan milyonları güldürebilmektir.
Birlikte yaşamanın yolu birbirimizi sevmek zorunda olmaktan geçmez.
Ama birbirimizin inancına, kutsalına ve değerlerine saygı göstermekten geçer.
İfade özgürlüğü elbette korunmalıdır.
Fakat ifade özgürlüğü, hakaret özgürlüğüne dönüştüğü anda artık özgürlük olmaktan çıkar; toplumsal barışı zedeleyen bir araca dönüşür.
Unutmayalım…
İnsanları ayakta tutan yalnızca ekmek değildir.
İnandıkları değerlerdir.
O değerlere gösterilen saygı ise, medeni bir toplum olmanın en temel şartlarından biridir.