Bazı dosyalar vardır… Yıllarca kapanmaz. Kapanamadığı için değil, kapatılamadığı için. Üstü örtülür, ötelenir, unutturulmak istenir. Ama hakikat dediğimiz şey, toprağın altına gömülen bir tohum gibidir; zamanı geldiğinde çatlar, yüzeye çıkar. Gülistan Doku dosyası da işte böyle bir dosyaydı. Yıllarca “kayıp” başlığıyla anıldı ama aslında toplum vicdanında hiçbir zaman kaybolmadı.
Şimdi o dosyada yeni bir sayfa açılıyor. Üstelik öyle sıradan bir sayfa değil. Soruşturmanın genişlediği, en “dokunulmaz” denilen alanlara kadar uzandığı, dönemin valilerinin bile mercek altına alındığı bir süreçten bahsediyoruz. Türkiye’de uzun yıllar boyunca en büyük eleştiri neydi? “Yukarıya dokunulamaz” algısı. İşte tam da bu algının kırılmaya başladığı bir eşikten geçiyoruz. Bu yüzden bu gelişme sadece bir adli süreç değil; aynı zamanda bir zihniyet değişiminin işareti.
Adalet dediğimiz şey, sadece suçluyu bulmak değildir. Adalet, korku duvarını yıkmaktır. Eğer bir ülkede soruşturma belirli bir seviyeye kadar gelip duruyorsa, orada adalet değil sınır vardır. O sınır bazen bürokrasidir, bazen güç ilişkileridir, bazen de “oraya girilmez” denilen görünmez bir alandır. Gülistan Doku dosyasında yıllarca hissedilen tam olarak buydu. Sorular vardı ama cevap yoktu. Şüpheler vardı ama üzerine gidilemiyordu. Şimdi o bariyerlerin tek tek aşıldığını görüyoruz.
Bu noktada şunu açıkça söylemek gerekir: Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şey, güçlü devlet değil sadece; aynı zamanda güçlü ve cesur adalet mekanizmasıdır. Çünkü devletin gücü, hukukun sınırları içinde kaldığı sürece anlamlıdır. Eğer hukuk, güç karşısında geri adım atıyorsa, orada güven erir. Ama hukuk, gücün üstüne yürüyorsa, işte o zaman toplum nefes alır. Bugün yaşanan tam olarak budur.
Elbette bu süreç henüz tamamlanmış değil. Kim suçlu, kim değil; buna mahkemeler karar verecek. Ama mesele sadece sonuç değil, süreçtir. Bu dosyada ilk kez “ulaşılamaz” denilen yerlere ulaşılıyor olması bile başlı başına bir kırılmadır. Çünkü Türkiye geçmişte bunun bedelini çok ödedi. Susurluk Skandalı ile ortaya saçılan ilişkiler ağı, yıllarca tam anlamıyla aydınlatılamadı. Ergenekon davaları ise başka tartışmaların gölgesinde kaldı. Toplum hep şunu sordu: “Gerçekten en tepeye kadar gidilebiliyor mu?” İşte bugün bu sorunun yeniden test edildiği bir dönemdeyiz.
Bu yüzden Gülistan Doku dosyasındaki yeni süreç, sadece geçmişle ilgili değil; gelecekle ilgilidir. Eğer bu dosya sonuna kadar giderse, sadece bir olay aydınlatılmış olmaz. Aynı zamanda şu mesaj verilir: Bu ülkede hiçbir makam, hiçbir unvan, hiçbir koltuk hukukun üstünde değildir. Ve inanın, toplumun devlete olan güvenini yeniden inşa eden şey tam olarak budur.
Kolay değil. Bu tür dosyalar direnç üretir. Tartışma üretir. Hatta zaman zaman manipülasyonlara açık hale gelir. Ama önemli olan istikamettir. Eğer istikamet doğruysa, süreç sancılı da olsa sonuç kıymetlidir. Bugün atılan adımların değeri de burada yatıyor.
Türkiye uzun yıllar “dokunulmazlar ülkesi” eleştirisiyle yüzleşti. Şimdi ise farklı bir hikâye yazma fırsatı var. Gülistan Doku dosyası, bu hikâyenin dönüm noktalarından biri olabilir. Yeter ki bu irade yarım kalmasın. Yeter ki adalet, başladığı yerden geri dönmesin. Çünkü bazı dosyalar sadece bir kişiyi değil, bir ülkenin vicdanını temsil eder. Ve o vicdan, eninde sonunda hesabını sorar.