Bilgiye ulaşmanın, metotlu düşünmede derinleşmenin tarih boyunca çok farklı yol ve yöntemleri oldu.

Elbette belirli bir müfredat çerçevesinde devletlerin ya da dini kurumların kontrolünde ilerleyen okullar, akademiler ya da medreseler -daha geç ulaşıldı tabi- bunlardan bazılarıydı ve çok daha organize olmuş halleriydi.

Zira doğudaki ilmi çalışmaların tarihi batıdakinden çok daha eski -neredeyse üç dört bin yıl kadar- olmasına rağmen bugünkü Felsefenin batıda başlamasının sebebi de sistemli düşünmeye dayanmasıydı.

Fakat akademi ya da medrese dışı düşünme gerçeği de bir yanda hep var olmaya devam etmiştir.

Bireysel çabaların varlığını inkâr ettiğinizde açıklanamayacak olan gelişmeler vardır.

Dahası artık akademinin yetemediği yerden itibaren bir düşünürün kendi kendisini eğitmeye yetiştirmeye devam ettiği süreçler vardır.

Eski Yunandan Roma’ya oradan Britanya’ya, Babil’den Selçukluya oradan Osmanlıya pek çok ilim insanının yolculuğu bu yalnız çabaların ve “Görünmez Akademilerin” varlığıyla izah edilebilmektedir.

"Boyle Yasası ile tanıdığımız kimyacı Robert Boyle de; "Görünmez Akademi"den bahsederken aslında devlet sistemi dışında cereyan eden ve kişisel çabaların ürünü olan düşünürleri kastediyordu.

Elbette düşünürlerin, mucitlerin kahir ekseriyeti -görece modern çağda- eğitim yolculuklarına okulla ya da hoca sistemli bir zeminle başladılar.

Fakat onun ötesine geçiş hallerini Boyle; "Okul felsefesi onların bilgilerinin yalnızca en alt tabakasıydı." sözüyle vurguladı.

O dönemin İngiltere'sindeki okullara gönderme yapıyordu tabi ki.

Zira yasasını da -çok iyi ekonomik imkanlara sahipti- kendi kurduğu laboratuvarda geliştirmişti.

Dönemin İngiltere’sindeki siyasi çalkantılardan kendisini korumak isteyen birçok düşünürün yaptığı gibi; birbirlerinden de haberdar olarak.

Almanya'da da bir dönem benimsenen "Bildung" modeli, yine okul dışı bireysel düşünme ve kendi kendini yetiştirme üzerine kuruluydu.

Zira bir düşünür bir noktadan sonra kendi kendisinin hocası olmak zorundaydı; okulun ona verecekleri bittiğinde.

"Görünmez Üniversite"ler ya da akademiler, bürokrasinin yükünden arınmış oldukları için çok hızlı ve özgün yollar açabilmişti tarihte.

Osmanlı'daki astronomi ve mühendislik çalışmaları da -Ali Kuşçu örneğinde olduğu gibi- bu bireysel ve bir anlamda "Görünmez Akademi"lerde filizlendi, gelişti.

Buğun de -özellikle- savunma sanayi ve uzay alanlarındaki gelişmeler yine akademi dışı özel ya da bireysel çabalarla gerçekleşiyor; dünya ve Türkiye örneğinde olduğu gibi.

Bürokrasi yükünden arınmış, hızlı ve inisiyatifi kudretli olarak.

Aselsan, TAİ, Baykar gibi örnekler, bu gerçeği çok açık olarak ortaya koyuyorlar.

ABD'deki Elon Musk da yine Boyle'un ifadesinden mülhem akademi dışı bir "Görünmez Akademi"dir bana göre; temel mantığı dikkate aldığınızda.

Tarihte en büyük devrimler, özel teşebbüslerle gerçekleşti; savunma sanayi fuarları da bu gerçeğin çok hakikatli olarak ispatına kafidir.

Bunun en büyük örneği, Sanayi İnkılabıdır kuşkusuz...

O sebeple ilmin ve bilgiye ulaşmanın asla tek bir yolu olamaz...

Bana göre usulü, örfü, ispatı olan her yol kendince bir katkıdır ilim deryasına...