İnsanlığın tarihi ilerleme masalıyla doludur.
Ama her ilerleme, aynı zamanda bir kaybın hikâyesidir.
Daha hızlıyız.
Daha bağlantılıyız.
Daha çok şeye sahibiz.
Ama daha az düşünüyoruz.
Daha az hissediyoruz.
Daha az hatırlıyoruz.
Unutmak çağımızın asli refleksi haline geldi.
Çünkü hatırlamak sorumluluk ister.
Hatırlayan insan, hesap verir.
Unutan insan, rahat eder.
Bugün kimse cahil olduğu için yanılmıyor.
İnsanlar bilmek istemediği için yanılıyor.
Gerçek yorucu bir şeydir.
Yalan ise konforludur.
Gerçek uykuyu böler.
Yalan huzur verir gibi yapar.
O yüzden hakikat, kalabalıkları değil; az sayıda insanı peşinden sürükler.
Kalabalıklar her zaman kolay olanı seçer.
Eskiden insan söze başlarken dururdu.
Şimdi durmadan konuşuyoruz.
Eskiden söz, bir emanetti.
Şimdi söz, tüketilen bir mal.
Bir cümle ne kadar kolay kuruluyorsa, o kadar kolay da bozuluyor.
Ve bozulan her cümle, biraz daha güven kaybettiriyor.
Güven kaybolduğunda toplum dağılmaz hemen.
Önce dil dağılır.
Sonra aile.
Sonra sokak.
En son devlet.
Bir toplumun çöküşü gürültüyle olmaz.
Sessiz sessiz olur.
Kimse “biz yanlış gidiyoruz” demez.
Herkes “henüz başaramadık” der.
Çünkü yanlış demek, yön değiştirmek demektir.
Yön değiştirmek cesaret ister.
Bugün en az bulunan şey cesaret değil.
Sorumluluk.
Herkes fikrini söylüyor.
Kimse sonucunu üstlenmiyor.
Herkes eleştiriyor.
Kimse inşa etmiyor.
Eleştirmek kolaydır.
İnşa etmek, sabır ister.
Sabır ise çağımızın unuttuğu bir erdemdir.
Sabırsız insan adaletli olamaz.
Sabırsız toplum, merhamet üretemez.
Merhametin olmadığı yerde hukuk sertleşir.
Hukukun sertleştiği yerde korku başlar.
Korkunun olduğu yerde ise akıl susar.
Bugün çok konuşuyoruz ama az anlıyoruz.
Çünkü anlamak, dinlemek ister.
Dinlemek ise egoyu susturmayı gerektirir.
Egosu susmayan insan, hakikati duyamaz.
İnsan kendini merkeze koydukça dünya küçülür.
Dünya küçüldükçe başkalarına tahammül azalır.
Tahammül azaldığında nezaket kaybolur.
Nezaketin kaybolduğu yerde kaba kuvvet başlar.
Kaba kuvvet sadece yumruk değildir.
Bazen bir bakış,
bazen bir kelime,
bazen bilerek susmaktır.
Her suskunluk bilgelik değildir.
Ama her bağırış da cesaret değildir.
Bağırmak çoğu zaman zayıflığın maskesidir.
Sessizlik bazen gücün ta kendisi.
Eskiden utanılacak şeyler vardı.
Şimdi “trend” olan şeyler var.
Eskiden ayıp, insanı korurdu.
Şimdi ayıp, insanı geride bırakıyor.
Oysa utanma duygusu, insanın iç pusulasıdır.
O pusula bozulduğunda, yön tabelaları anlamsızlaşır.
İnsan kendine sınır koymazsa, başkasına zarar verir.
Toplum da böyledir.
Sınırları olmayan bir özgürlük, özgürlük değildir.
Kaostur.
Ve kaos, en çok güçlü olanın işine yarar.
Bugün güç çok şey vaat ediyor.
Ama az şey öğretiyor.
Güçlü olmak erdem değildir.
Erdemli olmak, güçtür.
Bir insanı büyüten makam değildir.
Makamdayken bozmadığı ahlaktır.
Gerçek karakter, imkan varken yapılan tercihlerde ortaya çıkar.
Yoklukta herkes masumdur.
İnsan en çok rahatladığında sınanır.
En çok alkışlandığında savrulur.
Alkış, insanın kulağını değil; aklını bozar.
O yüzden bilge insanlar alkıştan korkar.
Sessizliği sever.
Sessizlik;
kendinle baş başa kalabilme cesaretidir.
Bugün herkes bir şey olmak istiyor.
Ama kimse “iyi insan” olmayı hedef olarak koymuyor.
İyi insan olmak kariyer getirmez.
Ama huzur getirir.
Huzur sessizdir.
Gösterişsizdir.
Paylaşılmaz.
Ve belki de bu yüzden değeri bilinmez.
Dünya değişir.
Sistemler değişir.
Diller, kıyafetler, araçlar değişir.
Ama insanın özü değişmez.
İnsanı ayakta tutan şey teknoloji değil; anlamdır.
Anlam kaybolduğunda, en gelişmiş toplumlar bile çöker.
Çünkü insan;
neden yaşadığını bilmiyorsa,
nasıl yaşadığının hiçbir önemi kalmaz.