Büyük devletlerin, yaşadıkları iç savaş sonrası küçük devletlere bölünmesi olarak biliyoruz Balkanlaşma’yı. Tito’nun, değişik millet, din ve dillerden kurmayı başardığı, Enver Hoca komünizminin despotizmine oranla daha özgürlükçü bir ülkeydi eski Yugoslavya. Tito’nun 1980’de ölmesiyle birlikte, çok uluslu, çok dinli Yugoslavya’da artık Sırp şovenizmi etkili olmaya başlamıştı. Yugoslavya’dan bir “Büyük Sırbistan” oluşturabilir miyiz, fikri ise Kosova Savaşı’nın 600. yıldönümü törenlerinde Miloşeviç’in yaklaşık 1 milyon Sırp’a hitabında artık eyleme dönüşmüştü. Bu tarihin üzerinden çok geçmedi ve 1991 yılında Slovenya’nın bağımsızlığını ilan etmesiyle artık Yugoslavya dağılma sürecine girdi. Hırvatistan ve Bosna Hersek’in bağımsızlığı ile kanlı savaş başladı. Kosova, Makedonya ve Karadağ ile Yugoslavya’nın bölünme süreci devam etti. Hala acaba Bosna Hersek’in içinden bir bağımsız Sırp Cumhuriyeti olacak mı? Voyvodina’dan veya Sancak’tan bir devlet çıkabilir mi? Preşova’nın geleceği ne olacak? Kosova’nın kuzeyi Sırbistan’a mı bağlanacak?…“Balkanlaşma”yı yaşayan insanların aklından geçirdiği sorulardan sadece bir kaçı?

Çünkü, bir zamanlar, büyüklüğüyle, ekonomisiyle, askeri gücüyle Avrupa’nın sayılı devletlerinden birisi olan Yugoslavya’dan nüfusları 500 binden başlayan küçücük ülkelerle “devletçikler” kuruldu. Peki şimdi 5 milyonluk Sırbistan’dan 2 ayrı “devletçik” kurulmamasının garantisi nedir? Bosna Hersek’i “bölünmemekten” ne kurtaracak? Makedonya’daki Arnavutlar bağımsız olabilecek mi? Peki ya Mamuşa’da küçücük bir Türk devleti neden olmasın? Bu akla hayale gelmeyecek bölünme sorularını istersem değişik senaryolarla da süsleyip ciddi bir komplo teorisine dönüştürebilirim. Ne de olsa bu bölge “Balkanlaşma” süreci yaşadı, devam etmeyeceğinin garantisini kim verebilir?

Ancak bugün Belgrad’da, Zagreb’de, Priştine’de, Üsküp’te, Podgoritsa’da insanlarla konuştuğunuz zaman en şovenistinden, en dindarına veya en liberaline kadar hepsinin “Eski Yugoslavya” özlemi devam ediyor. İçlerinde bir uhde kalmış. Çünkü hepsi daha önce bir devletin çatısı altında yaşayan, pasaportları itibar gören vatandaştı. İş kaygıları yoktu, tatilleri boldu. Sırplar’ın “kahramanlığı!”, Hırvatlar’ın “kültürü!”, Boşnaklar’ın “Muyo ve Fatası”, Karadağlılar’ın “tembelliği”ne dair fıkralarla eski Yugoslavya çok kültürlü, zengin bir ülkeydi. Bir Boşnak bir Sırp’la, bir Hırvat bir Karadağlı’yla çok rahat bir şekilde fıkrasını anlatıp esprisini yapardı.

Acı bir savaş ve bölünme yaşayan bu insanlar belki hatalarının muhasebesini yaptı. Fakat iş işten geçti. Devletleri bölündü, bu bölünme uğruna büyük dramlar yaşandı. Yaşanan bu dramlar bugün bile hala taptaze. Srebrenitsa’nın acısını Boşnaklar, “Vukovar’’ katliamını Hırvatlar, Hırvatistan’ın “Fırtına” operasyonunu ise Sırplar elbette unutmadı. Ancak çoğunluk keşke bunlar olmasaydı, bugün AB’nin veya bölgenin en güçlü ülkesinin onurlu vatandaşları olsaydık diyor.

Bu ülkelerin itibarını, ekonomik sorunlarını, AB kapısında adeta dilenci durumundaki hallerini ise yazmaya hiç gerek bile yok.

Birçok komplo teorisyeni, iç ve dış mihraklar “Balkanlaşma” sürecinin bir gün Türkiye’de de gerçekleşeceğine neredeyse iman etmişlerdi. Bu durumu, her türlü çirkef oyunlarıyla ameli olarak da tatbik ediyorlardı.

Çok şükür Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ferasetiyle, Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu’nun “bilgeliğiyle”, Başbakan Yardımcısı Sayın Yalçın Akdoğan’ın görüşmelerdeki “sabrı ve metanetiyle” ülke bir “Balkanlaşma” sürecinden kurtarıldı.

Ve dün 21 Mart’tı, 40 yıllık silahlı mücadele sona erdi. Türkiye bir “Balkanlaşma” sürecine inat, daha büyük, daha güçlü bir ülke olma yoluna girdi. Aynı bayrak altında, aynı ülkenin onurlu vatandaşları olarak geleceğimizi inşa edeceğiz inşaallah.