Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Güney Kore dönüşünde uçakta kurduğu bir cümle var ki, üzerinde uzun uzun düşünmemiz gerekiyor..

“Bakıyorsunuz hiç ummadığınız insanlar, bu işlerin içerisine girmişler.”

Bu cümlenin üzerinde duruyorum. Çünkü burada yalnızca bir suç soruşturmasından söz edilmiyor. Aynı zamanda güven duyulan insanların karıştığı iddia edilen işlerin yarattığı büyük bir hayal kırıklığına işaret ediliyor..

Şimdi ben de soruyorum..

Kim bu ummadıklarımız?

Kim bu devletin en üst makamını bile şaşırtan insanlar?

Hangi görevlerde bulundular? Hangi makamlara geldiler? Kimlerin güvenini kazandılar? Ve en önemlisi, kendilerine duyulan güveni hangi ilişkiler için kullandıkları iddia ediliyor?

Bakın..

Eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya'nın, Cumhurbaşkanı'nın eski danışmanlarından ve eski milletvekili Ertan Aydın'ın, Borsa İstanbul'un eski Genel Müdürü Korkmaz Enes Ergun'un ve eski bakan yardımcısı düzeyindeki isimlerin adlarının aynı soruşturma kapsamında gündeme gelmesi, meselenin ulaştığı boyutu gösteriyor. Üstelik bu isimlerden bazılarının tutuklanmış olması son derece önemli. Bir dönem devletin en kritik makamlarında görev yapmış insanların da yargı sürecinin dışında tutulmaması, soruşturmanın sonuna kadar götürüleceğine ilişkin kamuoyunda güven oluşturabilecek bir gelişme..

Ben bu tabloyu önemli buluyorum. Çünkü adaletin gücü, yalnızca sıradan vatandaşın karşısında değil, devletin en yüksek makamlarında bulunmuş kişilerin karşısında da aynı kararlılıkla durabilmesidir. Bir eski bakanın, bir eski bakan yardımcısının, Borsa İstanbul'un tepe yöneticisinin ya da Cumhurbaşkanı'nın yakın çalışma çevresinden bir ismin soruşturulabilmesi, kimsenin unvanıyla hukuki denetimden muaf olmaması gerektiğini hatırlatıyor. Elbette tutuklama mahkûmiyet değildir. Ama bu soruşturmaların makam ve mevki gözetilmeksizin yürütülmesi, hukuk devletine duyulan güven bakımından önemlidir..

Yine de yeterli değil..

Çünkü bu ülke geçmişte de büyük yolsuzluk soruşturmaları gördü. 1990'lı yılların banka krizlerini, 2001'de Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilen bankaları, kamu otoritesiyle özel çıkar arasındaki ilişkilerin ülkeye çıkardığı ağır faturayı unutmadık..

O dönemlerden çıkarılması gereken en büyük ders şuydu: Bir ülkede yalnızca para çalınmaz. Güven de çalınır..

Bugün de mesele tam olarak budur..

Cumhurbaşkanı Erdoğan, haksız kazanç sağlayan ve sermaye piyasalarını manipüle eden kim varsa hesap vereceğini söylüyor. Devlet Denetleme Kurulu'nun devrede olduğunu, yargının tespitlerini yaptığını anlatıyor..

Bu kararlılık elbette önemli..

Fakat ben bir adım daha ileri gidilmesi gerektiğini düşünüyorum..

Madem hiç ummadığımız insanlar bu işlere karışmış, o hâlde kamuoyu da soruşturmanın ortaya çıkardığı gerçekleri öğrenmeli..

Kim olduklarını, hangi bağlantılarla hareket ettiklerinin iddia edildiğini, hangi denetim mekanizmalarının işlemediğini ve kimlerin bu ilişkilerden menfaat sağladığını bilmeliyiz..

Elbette masumiyet karinesi korunacak. Tutuklanmak suçlu olmak demek değildir. Suçu mahkeme belirleyecek..

Ama şeffaflık da hukuk devletinin vazgeçilmez şartıdır..

Üstelik bu mesele yalnızca Cumhurbaşkanı'nın güvenini boşa çıkarmış olabilecek insanlarla ilgili değil. Milyonlarca insanın birikimiyle, sermaye piyasalarına duyduğu güvenle ve devlet kurumlarının itibarıyla ilgili..

O nedenle bu soruşturmanın sonuna kadar götürülmesi, yalnızca suçluların cezalandırılması değil, o suçlara imkân sağlayan sistemin de bütün yönleriyle ortaya çıkarılması gerekiyor..

Ve son sözüm şu..

Sayın Cumhurbaşkanım..

Sizin hiç ummadığınız insanlar kimler, bilmiyoruz..

Ama sizin de söylediğiniz gibi, bu işin içerisinde kim varsa hesabını vermeli..

Ne eski bakan olmak korumalı insanı, ne milletvekili olmak, ne bürokrat olmak, ne de birilerinin yakını olmak..

Siz hiç ummadığınızı söylediniz..

Biz de artık kim olduklarını öğrenmek istiyoruz..

Açıklansın ki Türkiye öğrensin..