​İçeride ne yaşanırsa yaşansın, dış politikada ve küresel jeopolitikte oyunun kurallarını değiştiren hamleler yapıldığında gözler tek bir noktaya çevrilir: Ulusal Çıkarlar.


​Geçtiğimiz günlerde Türkiye ile Suudi Arabistan arasında imzalanan tarihi demiryolu anlaşması, tam da böyle bir kırılma noktası. Sultan II. Abdülhamid’in vizyonu olan tarihi Hicaz Demiryolu’nun modern şartlarla yeniden canlandırılması projesi, sadece iki ülkeyi birbirine bağlamıyor; Körfez’i Türkiye üzerinden doğrudan Avrupa’ya bağlıyor.


​Peki, bu devasa lojistik hamle dışarıda nasıl yankılandı?

1781702622553.jpeg isimli görselde de net bir şekilde gördüğümüz üzere, İsrail basını günlerdir bu konuyu manşetlerden düşürmüyor. "Yeni ticaret imparatorluğu kuruluyor" çığlıklarıyla projeyi analiz eden İsrail medyasında büyük bir endişe hakim. Çünkü bu hat, İsrail’in de içinde bulunduğu Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’nu (IMEC) doğrudan baypas ediyor, İsrail'i adeta saf dışı bırakıyor.

İsrail basınının kendi çıkarları aleyhine gördüğü bu gelişme karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve Türkiye’nin küresel vizyonuna saldırmasını, kendi pencerelerinden bakınca anlamak mümkün. Onlar kendi devletlerinin çıkarlarını koruma refleksiyle hareket ediyorlar.


​Ancak asıl anlaşılmaz, asıl can acıtıcı ve düşündürücü olan kısım tam da burada, içeride başlıyor.
​İsrail’in Endişelendiği Yerde, Bizimkiler Neden Sessiz?
​İsrail’in uykularını kaçıran, Türkiye’yi bölgenin mutlak lojistik ve ticari gücü haline getirecek bu devasa proje karşısında, bizim husumet ehli basından ve muhalefetten tek bir olumlu cümle, tek bir takdir ifadesi duyabildik mi? Maalesef hayır.


​Sormak gerekiyor: Siz kimin muhalefetisiniz?


​Demokratik sistemlerde muhalefet, iktidarın iç politikadaki eksiklerini, ekonomik tercihlerini veya idari kararlarını eleştirmekle mükelleftir; buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak mesele Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türk milletinin uzun vadeli jeopolitik kazanımları olduğunda, muhalefet etmek ile ülkeye husumet beslemek arasındaki o ince çizgi aşılmamalıdır.


​İsrail’in "Türkiye büyük bir ticaret imparatorluğu kuruyor" diyerek yakından takip ettiği, Türkiye lehine, İsrail aleyhine olan bir projeyi görmezden gelmek, en hafif tabirle siyasi bir körlüktür. İktidar karşıtlığı gözleri öyle bir kör etmiş ki, ülkenin kazandığı tarihi bir zafer bile "aman iktidara yarar" korkusuyla halının altına süpürülmeye çalışılıyor.

​Muhalefet Etmek, Devlete Karşı Olmak Değildir

​Bir siyasi partinin veya medya organının vizyonu, iktidardaki figürlere olan öfkesiyle sınırlı kalmamalıdır. Eğer bir proje Türk milletinin zenginliğine, Türkiye’nin bölgesel gücüne katkı sağlıyorsa, o projeye sahip çıkmak her vatanseverin ödevidir. Dış dünyada Türkiye’nin "mutlak gücünün en somut kanıtı" olarak yorumlanan bu adımı içeride karalamaya çalışmak veya sessizlikle geçiştirmek, aslında bu aziz milletin geleceğine muhalefet etmektir.


​Bugün İsrail basınının kaygıyla izlediği bu tarihi adımı gururla sahiplenmek yerine kafasını kuma gömenler, tarih önünde bunun hesabını veremezler. Muhalefet, Türk devletine ve milletine karşı değil; ülkeyi daha ileriye taşımak için yapılır. Görünen o ki, içerideki bir kesimin pusulası, ülkenin çıkarlarını göstermekten çok uzaklaşmış durumda. Kendinize gelin; burası Türkiye Cumhuriyeti ve bu kazanç hepimizin!