Zaman zaman sinema filmi galalarına katılırım. Ancak dün akşam katıldığım Çatlı 2 galası benim için çok özeldi. Filmin ilkinde de ikincisinde de galadaydım. Açıkçası bugüne kadar böylesine kalabalık bir gala görmedim.

Film başlamadan önce merhum Abdullah Çatlı’nın kıymetli eşi Meral Çatlı, büyük kızı Doç. Dr. Gökçen Çatlı ve küçük kızı Selcen Çatlı’nın herkesle tek tek ilgilenmesi dikkatimi çekti. Güler yüzleri, samimiyetleri, sevecenlikleri ve dik duruşları gerçekten takdire değerdi. Onca yaşanmışlığın ardından sergiledikleri bu zarif tavırları görünce kendi adıma kendilerini tebrik etmek istedim. Vallahi bravo!
Gelelim filme…
Çatlı 2’yi izlerken gerçekten gözyaşlarımı tutamadım. Geçmiş yılları, bir babanın, eşinin ve kızlarının yaşadıklarını anlatan film, insanı derinden etkiliyor. Salonlar tıklım tıklım doluydu. Film boyunca çıt çıkmadı; duygusal sahnelerde sessizliği hıçkırıklar ve ağlamalar bozdu.
Beni en çok etkileyen sahnelerden biri, Abdullah Çatlı ile kızları arasındaki diyaloglardı. Ancak bir sahne vardı ki beni tamamen benden aldı.
Abdullah Çatlı cezaevindedir. Ailesi, bütün zorluklara rağmen onu ziyarete gelir. Küçük kızı Selcen Çatlı dengesini kaybederek yere düşer ve kolunu yaralar. Canı yanmasına rağmen babasına belli etmemeye çalışır. Çünkü babasının üzülmesini istemez. Annesi daha sonra kolundaki kızarıklığı fark edip neden sesini çıkarmadığını sorunca Selcen’in verdiği cevap yüreğimi parçaladı: Babası üzülmesin istemiştir.
Düşünebiliyor musunuz? Küçücük bir çocuk, kendi acısını unutup babasının üzüntüsünü düşünüyor. Bir evladın sevgisi bundan daha güzel nasıl anlatılabilir? O sahnede gözyaşlarıma hâkim olamadım. Gerçek yaşanmışlıklardan izler taşıyan bu hikâyenin etkisi de tam burada ortaya çıkıyor. İnsanın yüreğine dokunan, kolay kolay unutulmayacak bir sahneydi.
Filmin finali de beni ayrıca düşündürdü. Susurluk kazasının anlatıldığı bölümde kamyonun yola çıkışı, kaza, Abdullah Çatlı’nın yaralanması ve ardından ölümünün aktarılması son derece gerçekçiydi.
Tam film bitti derken Çatlı’nın gözlerini açması kafamda soru işaretleri bıraktı. Niye yalan söyleyeyim, o an aklımdan “Acaba?” sorusu geçti. Abdullah Çatlı’nın ölmediği ve yaşadığı yönünde yıllardır çeşitli söylentiler ortaya atılıyor. Finaldeki bu sahne ister istemez bunları hatırlattı. Acaba seyircinin zihninde böyle bir merak mı uyandırılmak istendi? Bilmiyorum. Elimde bunu doğrulayacak bir bilgi yok. Ancak filmin finali, insanı düşündürmeyi başarıyor.
ÇATLI’NIN KIZLARINDAN DUYGU DOLU SÖZLER
Gecede merhum Abdullah Çatlı’nın kızlarının konuşmaları da büyük ilgi gördü. Babalarının hatırasını yaşatmak ve ona layık olmak için bu filmi hayata geçirdiklerini anlatırken söyledikleri sözler dikkat çekiciydi.
Babalarının “Mücadele kaçınılmazdır” sözünü hatırlatan kızları, otuz yıl sonra onun hatırasını beyaz perdeye taşımanın hem hüznünü hem de mutluluğunu yaşadıklarını dile getirdi. Farklı görüşlerden insanların bu yapımda bir araya gelmesini de anlamlı bulduklarını ifade ettiler.
EMEĞİ GEÇEN HERKESE BRAVO!
Filmin yapımcısı Seyfi Şahin’e, böylesine anlamlı bir yapımı izleyiciyle buluşturduğu için teşekkür ediyorum. Oyuncusundan yönetmenine, kamera arkasındaki emekçilerden katkı sunan herkese kadar bütün ekibi kutluyorum. Türkiye ve Avrupa’da yaklaşık üç ay süren çalışmaların ardından ortaya ciddi bir emek konulduğu açıkça görülüyor.
Benim için Çatlı 2, yalnızca izleyip salondan çıktığım bir film olmadı. Gözyaşlarıma hâkim olamadığım sahneleriyle yüreğime dokundu, finaliyle düşündürdü. Özellikle Selcen’in babası üzülmesin diye kendi acısını saklaması, hafızamdan kolay kolay silinmeyecek.
Sözün özü, mutlaka izleyin. İnanın, salondan yalnızca bir film izlemiş olarak çıkmayacaksınız; beraberinizde unutamayacağınız duygular da götüreceksiniz.
Çatlı 2, 30 Ekim itibarıyla Türkiye genelindeki sinemalarda izleyiciyle buluşuyor.
Emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyorum. Bravo, gerçekten bravo!