Kahramanmaraş’ta 9 öğrenci ve bir öğretmenin hayatını kaybettiği okul saldırısında ortaya çıkan iddialar, insanın aklını da vicdanını da zorluyor. Okul müdürü, müdür yardımcısı ve iki öğretmen hakkında soruşturma izni verildi. Müdür ve yardımcısının saldırıyı gördükten sonra öğrencileri korumadan binayı terk ettiği, bir öğretmenin ise öğrencilerini uyarmadan kaçtığı belirtiliyor.

Whatsapp Image 2026 10 28 At 11.04.16

Şimdi soruyorum: O çocuklar size emanet değil mi? Silah sesleri duyulurken öğrencileri geride bırakıp okulu nasıl terk edersiniz?

Anne babalar evlatlarını okula güvenerek gönderiyor. Çocuklarının eğitim almasını ve akşam sağ salim eve dönmesini bekliyor. Peki, böylesine korkunç bir anda öğrencileri korumak için gereken adımlar atılmadıysa aileler kime güvenecek?

Kimse bir öğretmenden silahlı saldırganın karşısına çıkmasını beklemiyor. Ancak öğrencileri uyarmak, güvenli alanlara yönlendirmek ve acil durum planını uygulamak bir sorumluluktur. Bir okulda kriz yönetimi olmaz mı? Çocukların güvenliği hiç mi düşünülmez?

Üstelik mesele yalnızca saldırı anında yaşananlarla sınırlı değil.

Whatsapp Image 2026 10 28 At 11.04.15

Saldırgan öğrenciye 29 kez rehberlik hizmeti verilmiş. Arkadaşlarının şiddet eğilimi konusunda yaklaşık iki ay önceden yaptığı uyarılara rağmen rehber öğretmenin gerekli adımları atmadığı belirtiliyor.

29 kez rehberlik verilmiş, öğrenciler önceden uyarmış. Daha neyi beklediniz? Bir felaketin yaşanmasını mı? Tehlike işaretleri varken gerekli bildirimler neden yapılmadı? Kim neyi biliyordu, hangi önlemi aldı? Bu soruların cevabı verilmek zorunda!

Tekrar söylüyorum: Bütün öğrencilerimizin, geleceğimiz olan nesillerimizin düzgün eğitim alma ve huzurlu bir ortamda öğrenim görme hakkı vardır! Okullar korkunun ve başıboşluğun değil; eğitimin, disiplinin ve güvenin adresi olmalıdır.

Okullarda kararlı ve adil bir disiplin şarttır. Şiddete ve zorbalığa göz yumulmamalıdır. Okullara mutlaka güvenlik şart! Eğitimli güvenlik personeli, denetimli giriş çıkışlar, acil durum planları ve düzenli tatbikatlar artık ertelenemez. Güvenlik lüks değil, zorunluluktur.

Anne babalar çocuklarını okula gönderirken korkuyla yaşamak zorunda değildir. Çocuklarımız okullara hayatlarını kaybetmek için değil, geleceklerini kurmak için gidiyor. Onların can güvenliğini sağlamak, özellikle görev ve yetki sahibi olanların sorumluluğudur.

Bu vahim olayda kimin ihmali veya sorumluluğu varsa sonuna kadar araştırılmalıdır. Türkiye’nin yüreğini yakan bu faciaya kim kayıtsız kaldıysa, kim uyarıları dikkate almadıysa, kim görevini yerine getirmediyse hesap vermelidir. İhmali veya suçu mahkemece tespit edilenler cezalandırılmalı; makam ve unvan kimseye ayrıcalık sağlamamalıdır. Soruşturma izni suçun kesinleştiği anlamına gelmez; ancak hiçbir ciddi iddia da görmezden gelinmemelidir.

Kaybettiğimiz canlar geri gelmeyecek. Ailelerin acısı dinmeyecek. Ama bu felaketten ders çıkarılmaz, okullarda güvenlik sağlanmazsa başka ailelerin aynı acıyı yaşamayacağının garantisi nedir?

Daha kaç can kaybetmemiz gerekiyor? Daha kaç aile evladının tabutuna sarılmalı ki gereken önlemler alınsın?

10 can kaybettik! İhmaller aydınlatılmadan, sorumlular hukuk önünde hesap vermeden bu dosya kapanmamalıdır.

Artık mazeret değil önlem, ihmal değil sorumluluk, suskunluk değil hesap verebilirlik zamanı!