İslam dünyasından son zamanlarda, kan, gözyaşı, ölüm ve katliam dışında neredeyse başka bir şey duymuyoruz. Irak, Suriye, Libya ve Afganistan’daki günlük katliam ve saldırı haberlerine artık neredeyse alıştık. Doğu Türkistan’dan gelen acı ve utanç haberleri karşısında çaresizlikten ne yapacağımızı bilmiyoruz. Bunlar yetmiyor, şimdi de Kuveyt’te, Suudi Arabistan’da, Pakistan’da son zamanlarda camilere yönelik, mezhep çatışmasını körükleyecek saldırılar gerçekleştiriliyor. Arap baharının başlamasına neden olan Tunus’ta turistlere yönelik saldırılarla bu ülkenin de karıştırılmak istendiği aşikar bir şekilde görülüyor.

Bu saldırılarla ne yapılmak isteniyor? Bu yaşananların arkasında neler planlanıyor? Aslında birileri planları hazırlamış. Bu planın hayata geçirilmesi için de ağır bir ameliyat gerçekleştiriliyor. Bu ameliyat sırasında katledilen, canları alınan, şiddete kurban giden insanlar, sönen ocaklar, yok edilen şehirler hiç umurlarında değil. Batı’nın en modern binalarında hazırlanan planlar, İslam coğrafyasında bir bir hayata geçiriliyor. Hem masrafsız, hem çok daha kolay. Çünkü bu hazırlanan planda, kendileri tek kurşun bile sıkmıyor. Ancak sıktırdıkları her bir kurşun, belki 100 yıl bu topraklarda unutulmayacak derin kin ve nefret tohumları bırakacak. Kuveyt’te, Pakistan’da, Suudi Arabistan’da, Yemen’de cuma vakti şii camilerine saldırı düzenleniyor. Tarihin hangi döneminde İslam coğrafyasında ibadethaneye saldırı gerçekleştirildiği görülmüş?

Bu toprakların geleneklerine bağlı, taşıdıkları İslami değerler toplumla çatışmayan İhvan-ı Müslimin gibi hareketler, Batı için tehdit oluştururken, bu coğrafyanın her şeyine yabancı IŞİD ve benzeri hareketler ise ellerini kollarını salllaya sallaya cinayetler işliyor. Bu cinayetleri ise İslam adına işlediklerini ileri sürüyor. Demokratik yollarla seçim kazanmış, her daim terörden ve şiddetten uzak durmuş Muhammed Mursi ve dava arkadaşları bugün idamla yargılanırken, Bağdadi gibi ne idüğü belirsizler bu coğrafyanın köklerine dinamit döşemekle meşgul. Hamas gibi bu toprakların geleneğiyle barışık, özgürlükçü akımlar dünya tarafından izole edilirken, YPG/PKK vari bu coğrafyanın kültürüyle, medeniyetiyle, zihniyetiyle, diniyle uzaktan yakından ilgisi olmayan örgütler Batı’nın, ABD’nin koruma kalkanı altındalar.

IŞİD ve YPG/PKK bugün her ne kadar birbiriyle çatışıyor gibi görünse de, ipleri aslında aynı güçlerin elinde. Bu coğrafyada yüzyıllarca Arap, Türkmen, Kürt, Süryani birlikte yaşadı. Birbirlerini isteseydiler yüzyıllar önce yok edebilirlerdi. Ancak etmediler. Fakat bu coğrafyanın birlikte yaşama kültüründen uzak medeniyetsizler, bugün kalkıp bu toprakların kadim milletlerini yok etmeye, sürgün etmeye çalışıyor. Bu topraklar böyle ilkelliği görmemişti. Ancak şimdi IŞİD ve YPG/PKK bu ilkelliği bize gösteriyor. Hem de ABD ve Batı’nın koruma kalkanı altında.

Nabi Avcı Hocamızın da dediği gibi “Bu zihniyetin geri planında eski Yunan düşüncesi var, Parmenides var, Freud var, Futurizm var ve nihayetinde atom ve nükleer bomba var…”. Çünkü bu zihniyet asırlar boyunca kendi içerisinde hep bir bütünlük arz etmiştir. Sizin geçmişinizde Parmenides yoksa, siz atom bombasına gitmezsiniz, IŞİD olmazsınız, YPG gibi davranmazsınız. Ali Şir Nevai’yi hatırlar Ahmet Yesevi olursunuz, Sarı Saltuk’ta can bulup Ahmedi Hani ve Said-i Nursi ile imanın tadına varırsınız.

Şu unutulmamalı, ABD veya Batılılar’ın bu topraklarla bir aidiyeti yok, IŞİD veya YPG/PKK zihniyeti bu coğrafyaya yabancı. Bilakis suni ve sentetik. Onlar bir gün çekip gidecek ve yine biz bize kalacağız.