Bugünlerde Avrupa’nın merkezlerinde, başkentlerinin üzerinde dolaşan karabasanın bizlere neler anlattığını iyi görmemiz gerekiyor. Bir zamanlar dünya sanayisini sırtlayan, üretimde, yenilikte ve buluşta en önemli adımları atmış olan başkentlerde ve ülkelerde bugün yaşanan sokak olayları bize yorgun ve tükenmiş toplumlardaki patlamaları gösteriyor. Fransa’dan İtalya’ya, İspanya’dan Belçika’ya kadar sokakları dolduran binlerce insan, artan enflasyon, kira krizleri, bütçe açıkları ve eriyen kamu hizmetleri yüzünden sadece hükümetleri değil, modern sanılan Batı modelinin ta kendisini protesto ediyor. Dünyanın büyük gücü olduğunu, vatandaşlarının özel ve farklı olduğunu yüz yıla yakındır söyleyen bu ülkeler gerçekler ile yüzleşiyor. Paris’te, İspanya’da binalar yanarken, Portekiz’de konut krizine başkaldırılırken, Lizbon’dan Brüksel’e kadar meydanlar “artık yeter” diye sarsılıyor.
Bu gerileme ve kaybetme paranoyası yaşayan milletlerin beklenenden daha ciddi reaksiyonlar göstermesine neden olurken, belkide ilk defa bu ülkelerin sömürgelerinden gelen topluluklar bu eylemlerde ön sırada yer alıyorlar. Bir atasözümüz var, ‘’Keser döner, sap döner bir gün gelir hesap döner’’. Hesap döndü. Tarihin derinliklerinde bu sayılan ülkeler, ellerinde ateşli silah gücüyle tüm dünya üzerinde kendi hegemonyalarını kurdular ve gittikleri tüm coğrafyalarda kıyımlar yaptılar. İnsan haklarını ihlal ettiler, savaş suçları işlediler, yerel önderlere işkenceler yaptılar ve bu soykırım ile gücü ellerine geçirdiler. Avrupa gelişebilmek ve vatandaşlarının mutluluğu için gittikleri her yeri sömürdü. Oralardaki tüm zenginlikleri ahlaksızca tükettiler. Sömürge ülkelerinden ucuz iş gücü olarak getirdikleri işçileri köle gibi kullandılar, sosyal haklar, sağlıklı yaşam ve eşitlik ilkelerini bir kenara bırakarak vahşi bir emperyalist rezaleti Avrupa’nın göbeğinde yaşattılar. Demokrasi vee insan haklarının keskin savunucusu (!) bu ülkeler mesele kendi çıkarları olunca hiç tereddüt etmeden ideallerini bir kenara bıraktılar. Ama tarih mazlumu yazmaya ve milletlerin gerçek tarihi yazılmaya devam ediyor. Yapanın yaptığı hiçbir şey yanına kâr kalmıyor. Hesap önünüze gelecek tabii ki.
Afrika kıtasının sömürülen devletleri vahşi yöntemler ile tüketilen yer altı ve üstü kaynaklarını, katledilen vatandaşlarını, yeni tarih çözümlemeleri ile gördükçe kıtada yaratılan savaşları, terör örgütlerinin eylemlerini de daha iyi anlıyor. Avrupa, sömürgelerini kaybettikçe o ülkelerde yarattığı kumpaslar ile milletler, ırklar, kabileler arasında savaşlar çıkartmayı tezgahladı. Sırf bu ülkelerin bağımsızlıklarından öç almak için masumların zarar gördüğü eylemler yapacak ajanlar, hainler satın aldı. Yıllarca süren savaşlar, soykırımlar yarattı, bunun için gizli teşkilatlarını kullandı. Yıllar sonra Avrupa’nın göbeğinde kendi yarattığı bu canavarların eylemleri ile karşılaşıyor. Artık o kontrolden çıkmış canavar Avrupa’nın da canını yakıyor. Bu eylemlerin ilerleyen zamanda geçmiş ile bir hesaplaşmaya neden olacağı görülüyor. Bu yeni dünya düzeninde stratejik hamleler, bilişimin, zeki insanların öngörülerinin, değişen savaş konseptinin tamamında işte bu çöken Avrupa gerçeğinin de rolü var.
Bu değişimi anlayabilmek için değişimin köşe taşlarını iyi bilmemiz gerekli. Günümüz dünyasında elektrik, sadece ampulleri yakan bir enerji türü değil, finans, haberleşme, sağlık, gıda ve kamu güvenliği gibi tüm medeniyet altyapısının "kalp atışıdır". Elektrik dünyanın tüm veri kaynaklarının, iletişim alt yapısının ama daha önemlisi önleyici istihbaratın ve güvenlik stratejilerinin asıl bileşenidir. Cyber Polygon gibi uluslararası kriz varsayımı, İngiltere hükümetinin "72 saatlik acil durum hazırlığı" çağrıları, Avrupa’daki siber güvenlik alarmları ve Türkiye'nin aldığı kritik tedbirler, “Q Day” gibi teknolojik milat kavramları ortak bir tehdide işaret etmektedir. Ülkesel olarak gelişmiş bir siber saldırı, bir EMP (Elektromanyetik Darbe) müdahalesi veya altyapıda meydana gelecek çöküş neticesinde yaşanacak kitlesel ve uzun süreli elektrik kesintileri, dijital altyapının devre dışı kalması, o ülkenin ve ülkelerin askerî doktrinlerini baştan aşağı değiştirir. Elektriksiz kalmak savunmasız kalmak ile eş anlamlıdır. Günümüz stratejistleri birçok felaket senaryosu üzerinde çalışıyor.
Yapay zekâ destekli sıfır-gün (zero-day) istismarları ile ulusal elektrik şebekelerine (Smart Grid) yapılacak bir müdahale, trafo merkezlerinin patlamasına, santrallerin devre dışı kalmasına ve domino etkisiyle tüm ülkenin (ve hatta kıtanın) saniyeler içinde karanlığa gömülmesine yol açabilir.
Günümüzün yüksek teknolojili radar, füze savunma, uydu iletişimi ve yapay zekâ komuta-kontrol sistemleri elektrik enerjisine ve mikroçip teknolojisine bağımlıdır. Şebekenin çöktüğü ve yedek güç ikmal zincirlerinin kilitlendiği bir "dijital karartma" (Digital Blackout) anında, savaşın seyri teknolojik üstünlükten çıkarak operasyonel esneklik, sahadaki dayanıklılık ve analog kabiliyetlere kayar. Analog kabiliyet işte bu nedenle önemli bir tatbikat çalışmasına, ciddi ikinci yollar ve destek sistemleri yaratılmasına gerek duyuyor.
Neden 72 saat? Ülke çapında yaşanan bir elektrik çöküşünde (Blackout), santrallerin yeniden devreye sokulması ve şebekenin dengelenmesi en iyimser senaryoda 3 günü (72 saati) bulmaktadır.
Elektrik kesintisinin süresi uzadıkça, sorun sadece "karanlıkta kalmak" olmaktan çıkar, modern toplumun temel sütunları ardı ardına devrilir. Senaryo şöyle şekillenir.
İlk 0 – 12 saat, haberleşme ve şebeke çöküşü, baz istasyonlarının yedek aküleri 2 ila 4 saat içinde tükenir. Bu besleme kaynaklarının sistem dışı kalması geri dönüşsüz reaksiyonun da başlangıcıdır. İnternet, cep telefonları ve sabit hatlar tamamen kesilir. Finansal sistemler durur, ATM'ler, POS cihazları, bankalar ve dijital cüzdanlar çalışmaz hale gelir. Sağlık kuruluşlarının temel yaşam üniteleri eğer alternatif bir elektrik kaynağı bulamazlarsa dramatik hasta kayıpları başlar. Ekonomik ticaret saniyeler içinde durur. Ve ulaşım kaosu, trafik ışıklarının sönmesi, metro ve tren seferlerinin iptal olmasıyla şehir içi ulaşım kilitlenir, lojistik tedarik zinciri ilk darbeyi alır. Bu lojistik yetmezlik ihtiyaç duyulan enerjinin taşınmasında engel olur ve kasket hızla kötüye doğru sürüklenir.
12 – 48 saat, temel yaşam sistemlerinin iflası, su altyapısının çöküşüne neden olur çünkü, şehir içi içme suyu pompalama istasyonları elektrikle çalışır. Elektrik yoksa musluklardan su akmaz, kanalizasyon ve arıtma sistemleri durur. Sağlık alanında başlayan krizler, hastanelerin yedek jeneratörlerinin yakıtı tükenmeye başlar. Ameliyathaneler, yoğun bakımlar ve diyaliz üniteleri hayati risk altına girer. Desteklenemeyen her yaşam destek ünitesi durdukça insan kayıpları ve çaresizlik derinleşir. Kayıplar sosyal travmalara ve insan ilişkilerinin terörize olmasına neden olur. İlaçların soğuk zinciri bozulur. Gıda bozulması hızlanır, evlerdeki buzdolapları, marketlerdeki soğuk hava depoları ve tedarik merkezleri işlevini yitirir. Tonlarca gıda bozulur. Gıdaya ulaşım, kritik stok seviyelerinin altına düşen gıda tedariki nedeniyle yağmalar ve hırsızlıklar başlar, terör artar.
48 – 72+ saat ve ötesi, tam toplumsal çöküş ve kaos başlar. Tedarik zinciri iflas eder, benzin istasyonlarındaki pompalar elektrikle çalıştığından yakıt ikmali yapılamaz. Lojistik araçları hareket edemez, market rafları boşalır ve yenilenemez. Hukuk ve düzenin yıkılması, gece sokak lambalarının yanmaması, güvenlik kameralarının çalışmaması ve polisin haberleşememesi büyük bir güvenlik zafiyeti yaratır. Yağmacılık, panik alışverişleri (panic buying) ve kaynak kavgaları başgösterir. Toplumsal psikoloji ve isyan, internet ve televizyon olmadığı için bilgiye ulaşamayan halk arasında bilgi kirliliği ve dezenformasyon hızla yayılır. Sosyal doku parçalanır, "güçlü olanın hayatta kaldığı" kaos ortamı oluşur.