Avrupa, kapısında yaşanan Polonya olayı ile yeni bir güne uyandı. Polonya’da 2023 yılında muhafazakâr PiS partisi seçimi kaybetmiş, yerine Tusk başkanlığında daha liberal bir yönetim iş başına gelmişti. PiS bu iktidar değişikliğinden önce birçok bürokratik mevki gibi Anayasa Mahkemesini ve üst yargıyı kendine yakın bürokrat ve yargıç ile kontrol ediyordu. Cumhurbaşkanı geçmiş PiS bürokrasisini destekliyor, Üst mahkemelere seçilen üyeler hem Anayasa Mahkemesine hemde Cumhurbaşkanının atamaları onaylamaması yüzünden sistemin çalışamamasından şikâyetçiydi.

Akşam saatlerinde Cumhurbaşkanının uluslararası bir seyahat nedeniyle ülkeyi terk ettiği saatlerde Tusk hükümeti Anayasa Mahkemesi Başkanı ve Yardımcısını görevden aldı, mahkeme polis tarafından ablukaya alındı. Muhalefet yani eski iktidar halkı sokağa çağırdı, Cumhurbaşkanı yolculuğundan vazgeçti ve geri döndü; yani Polonya karışık.

Bu meselelerin iki siyasi görüş arasında bir siyasi durum olarak değerlendirilmesi Polonya’yı ve Avrupa’daki dinamikleri bilmemek anlamına gelir. Tusk’ın Avrupa Birliği’nden ve Amerika’dan yana olduğu biliniyor. Cumhurbaşkanı ve seçimi kaybeden PiS ise daha muhafazakâr ve statükocu. Cumhurbaşkanı Afrika milliyetçisi ve sosyalist Çin ve Rusya ile daha yakın, Senegal’e ziyarete giderken bu olayın patlaması da bu statükocu yapının önemli derecede Rusya ile anılmasını ortaya koyuyor.

Temel mesele seçilenlerin bürokrat tayin ederken kendi istedikleri görüşlerdeki insanları atayarak sistemi kontrol etmekmiş gibi görünüyor. Ancak Polonya önemli bir ülke ve tarihi incelerseniz Doğu ile Batı arasında mücadelenin tam ortasında bir ülke. İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın ilk işgal ettiği, savaş sonrası SSCB’nin uzun yıllar kontrol ettiği bir ülke. 1990 başında Lech Valesa ile Sosyalizimden ayrılan, Doğu blokunun belkide yıkılışının ilk ülkesi Polonya. Rusya’nın bu kaybı hiç unutmadığı bir ülke. Almanya ve Rusya’nın asla vazgeçmeyeyecekleri nadir ülkelerden birisi Polonya. Avrupa’yı karıştırabilecek bir parlayıcı alan.

Tusk’ın yani son seçilen Polonya liderinin Avrupa ve ABD destekli bürokrasiyi ele geçirme planı nereye evrilir şu anda karar verebilmek çok olası değil. Statükonun kırılması, yerine yeni bir statüko gelmeyecekse insanlık tarihi için kötü bir şey değil. Ancak görünen bu güçler arasında mevzi kazanma savaşının sürdüğü. Avrupa ile Rusya arasında çekiştirilen bir Polonya’nın oluşabilecek bir krizde ciddi bir savaşı Avrupanın ortasına taşıma riski asla gözden kaçırılmamalı.

Seçilenin görevlerini yapamaması için birtakım üst yargı kurumlarının, bürokrasi içerisinde seçimi kaybetmiş artıkların dirençlerinin ülkelerde ne kadar kötü şeylere sebep olduğunu geçmişte yaşamış, seçimi kazanan partileri mahkemece kapatılmış Türkiye’nin gazetecisi olarak bu karmaşanın bir an evvel demokratik yöntemler ile düzeltilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Statükonun yeni birinin kontrolüne geçmeyecek bir şeffaflık ile ortadan kaldırılması Polonya’nın önünü açar. Bu kavga Rusya ile Amerika arasında kalmış bir Polonya’ya dönüşür ise Avrupa’da birçok ülkenin canı yanar. Ateşe benzin ile gitmemek ve itidalli olmak, Polonya halkına kulak vermek, konuya dâhil olan tarafların bu tartışmanın dışına çıkarılmasını sağlamak acil ve gereklidir. Son söz; seçilmek, yönetmek için yetmiyorsa demokratik sistem tekrar gözden geçirilmelidir.