“Varoluşun olmazsa olmazıdır anne.
Çocuğun adam, adamın baba, kızın kadın, kadının anne olmasının tek belirleyici gerçeği…
Bir gün değil, bir ömür anne…
Yine takvimler bir günü işaret ediyor. Çiçekçiler dolu, vitrinler şaşaalı. TV’lerde aynı reklam cümleleri dolanıyor; Anneler Günü’nü unutmayın, annenize şunu alın, bunu alın… “Anneyi bir güne sığdırmak…” diye başlamıştım Mayıs 2026’da “Anneler Günü” nedeniyle yazdığım yazıma.
“Memurdu babam. Annem de ev kadını...
Daha ne olduğunu anlamadan, 18 yaşlarında evlenmişti babamla. Malum, köyde yetişmişti. Köyünden çıkıp ilk ayak bastığı mahalle, şehir hatta ülke babamdı onun için...
Kimsesi yoktu! Okuyamamıştı ama hayatının en zorlu öğrenim hayatına başlamıştı. Kadın olmanın o muhteşem içgüdüsüyle ilk, orta ve liseyi pas geçip daha 18 yaşında doğrudan “aile üniversitesi”nin hem de stajyer öğretim görevlisi oluvermişti.” diye sürdürmüşüm.
Evet, o orkestranın içindeki başkemancıydı, eğer orkestra şefi (yani baba) havaya girip, ukalalık yapıp, bir an gözünü ondan ayırıp küçümserse, tüm notalar birbirine karışıp en çirkin sesler çıkardı. Bizi idare etmek yetmiyormuş gibi bir de orkestra şefine ayar verirdi…
İkincilerin sağlamlıkları güçlü kılar birincileri!
O yüzden eşit değiliz...
İnsan olmak bedenden ibaret değildir, ötesini barındıran, onlarla bizi besleyip, büyütüp, insan kalmamızın en büyük mimarıdır KADIN!!!
Annem başta olmak üzere tüm annelerin anneler gününü saygı ve sevgiyle kutluyorum…”
Diye bitirmiştim…
Bu yazıdan birkaç ay sonra, şimdi okuyacağınız bu yazıyı kaleme almadan birkaç gün önce Sevgili Annemi kaybettim.
Yıllardır gazeteci ve yazar olarak en zor yazdığım ikinci yazı olacak sanırım bu yazı. Birkaç yıl önce Babamı kaybettiğimizde de çok zorlanmıştım ama şimdi çok daha fazla zorlanıyorum.
Annem zor mesleği olan bir adamın eşi, memurluğun getirdiği yalnızlıklar, üç “vatanını seven evlat” yetiştirmenin sorumluluğu ile kendi hayatını çok yaşayamayan bir cumhuriyet kadınıydı. Yüzünden tebessümü eksik olmayan, evlatlarının koruyucu kollayıcısı, son birkaç yıldır ise benim sırdaşım ve yoldaşımdı. Bir süredir çok zorlu hastalıklar ile o güçlü duruşu ile yaman mücadele etti. Bir çoğumuzun çoktan pes edeceği bu hastalıklardan vakti geldi ebediyete yolculuk hasıl oldu. Annem ahirete iman etmiş temiz bir Müslüman, vicdanlı bir insan, vefakâr bir anne, iyi bir arkadaş ve sırdaştı. Belki eşinin mesleği yüzünden ketumdu, devletini sever, ihanete tahammül edemezdi. Geride bize memleket sevdası, kardeşlik, anlayış ve huzur bıraktı.
Babamı kaybettiğimizde başımızdaki dağın bizi bırakıp gittiğini düşünmüştüm. Annemin kaybı ise bizi birlikte tutan her şeyin tuzla buz olması gibi geldi bana. Sanki hepimizi bir arada tutan kaybettiklerimizi bile yanımızda tutan oymuş gibi. Yalnızlıklarımızın arkadaşı, kötü günlerimizin destekçisi, sevinçlerimizin sevineni, o koca yürekli kadın bizi bırakıp gitti.
Annemin hastalığı sırasında ve vefatı sonrasında bizzat gelerek, arayıp sorarak desteklerini eksik etmeyen, acımızı paylaşan, meslektaşlarıma, siyasi parti temsilcilerine, sivil toplum kuruluşu yetkilililerine, ilimizin mülki idarecilerine, sayın Valimize, belediye başkanlarımıza, tedavisi sırasında ellerinden gelen her şeyi yapan şehir hastanesi başhekimimiz başta olmak üzere tüm sağlık çalışanlarına, burada isimlerini sayamadığım tüm dostlarımıza, arkadaşlarımıza, gönüldaşlarımıza “AĞAŞE” ailesi olarak en kalbi şükranlarımızı sunarım. Bir kez daha bu taziye vesilesi ile yalnız olmamanın yolunun iyi arkadaşlıklar, gönül birliği ve en önemlisi annemin söylediği gibi milletini sevmek olduğunu hatırlattığınız için hepinize müteşekkirim. Sevgili annemin mekânı cennet olsun, Allah sizlere sağlıklı uzun ömürler nasip etsin.