​İnsanlık, tarihin en karmaşık, belirsiz ve gergin dönemlerinden birinden geçmektedir. Küresel ölçekte artan bölgesel çatışmalar, asimetrik savaşlar ve dinî ile jeopolitik fay hatlarındaki kırılmalar, dünya kamuoyunda kıyamet senaryoları ve büyük hesaplaşma söylemlerini yeniden ön plana çıkarmıştır. Özellikle Orta Doğu merkezli yaşanan çatışmalar, bölgesel güç dengelerini altüst ederken, radikal ve yayılmacı siyonist politikaların doğurduğu krizler, uluslararası güvenlik mimarisini kökten sarsmaktadır. Bu belirsizlik iklimi, sadece askerî ve siyasi sahada değil, aynı zamanda dijital medyada da geniş bir etki alanı bulmaktadır.

Sosyal medyada bazı çevrelerce kıyamet senaryoları ve kutsal mekânlara —özellikle Kâbe’ye— yönelik saldırı iddiaları işlenmektedir. Ancak İslam inancında kıyamet ve ahir zaman olayları, falcıların veya kendine astrolog ve benzer bazı isimler takanların, bence şarlatanların tahminleriyle değil, Kur’an-ı Kerim ayetleri ve Hz. Peygamber’in (S.A.V.) sahih hadisleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.

​Kur'an-ı Kerim'de kıyamet, kozmik düzenin tamamen bozulduğu ve insanlığın ilahi huzurda hesaba çekileceği kesin bir vakıa olarak nitelendirilir. İlgili ayetler, kıyametin kopuş anını ve sonrasındaki dehşeti açıkça ortaya koymaktadır. Kıyametin ne zaman kopacağını Allah'tan başka kimse bilemez.

​"Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: 'Ona dair bilgi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O'ndan başkası açıklayamaz...'" (A'râf Suresi, 187). ​Evrendeki dehşet ve yıkım, kıyamet koptuğunda tabiat kanunları altüst olacaktır.

​Hz. Peygamber (S.A.V.), ahir zamanda yaşanacak fitneler, toplumsal bozulmalar ve kıyamet alametleri hakkında ümmetini bilgilendirmiştir, bu bilgiler zaman aşırı olup tüm insanlara ulaşmıştır. Sosyal medyada sıkça dolaşıma sokulan Kâbe'ye saldırı veya Kâbe'nin yıkılması konuları, zaman zaman bazı çevrelerce gündeme getirilip astroloji veya kurgusal kriz senaryoları üzerinden kutsal mekânlar etrafında felaket tellallığı yapmak, bir tür psikolojik harp yöntemidir. Siyonist güçlerin bölgesel yayılmacılığı ve dijital mecrada yürütülen algı operasyonları, özellikle Müslüman toplumların konu hakkındaki hassasiyet, tepki durumlarını ölçmektedir.

​Ancak küresel kaos iddialarını doğru okuyabilmek için meseleyi hem dijital mecralardaki manipülasyonlar hem sahih İslami kaynaklar (Kur'an-ı Kerim ve sahih hadisler) hem de sahadaki somut askerî ve stratejik gerçeklikler açısından bütüncül bir yaklaşımla ele almak gerekmektedir.

​​​Bu tür paylaşımlar, psikolojik harp yöntemlerinin birer unsuru olarak değerlendirilmelidir. Toplumsal hafızada travma oluşturmak, inanç merkezli bir güvensizlik duygusu inşa etmek ve küresel kaosu kaçınılmaz bir kader gibi sunmak, kitleleri pasifize etmenin en etkili yollarından biridir. Siyonist çevrelerin ve küresel güç odaklarının bölgedeki alan hâkimiyeti kurma çabaları ile bu dijital dezenformasyon faaliyetleri yan yana geldiğinde, yapılmak istenen stratejik yönlendirmenin boyutu daha net anlaşılmaktadır.

​​Son dönemde küresel çapta yaşanan siyasi gerilimler, krizler, siyonist politikaların doğurduğu kabul edilemez işgaller ve üstüne gelen astrolojik safsatalar ve iddialar tüm insanlığın, büyük çaplı insan nüfusunu ilgilendiren konular karşısında nasıl tedbirler aldıklarını da ortaya çıkarmaktadır.

​Dünyada bitmek bilmeyen saldırganlıklar, çevre coğrafyalardaki çatışmalar ve küresel manipülasyonlar, Türkiye için güçlü bir savunma sanayiine, silah sanayiine, iç dış istihbarat gücüne, vatansever askerî gücüne sahip olmasının bir tercih değil, millî bir zorunluluk olduğunu açıkça kanıtlamıştır. Geçmişte dışa bağımlılık nedeniyle karşı karşıya kalınan ambargolar ve kısıtlamalar, Türkiye’yi kendi imkânlarıyla ayağa kalktığı bağımsız bir stratejik yapılanmaya sevk etmiştir.

​Türkiye, insansız hava araçları (İHA - SİHA), millî muharip uçak projeleri, hava savunma sistemleri, zırhlı kara araçları ve denizaltı, savaş gemisi teknolojilerinde yakaladığı başarıyla savunma sanayiinde küresel bir aktör hâline gelmiştir. Tam bağımsızlık ilkesiyle hareket eden Türk savunma sektörü, yerlilik oranlarını rekor seviyelere çıkarırken, üretim kapasitesini ve teknolojik derinliğini sürekli artırmaktadır. Yapılan devrim niteliğindeki bu teknolojik atılımlar, Türkiye’yi sadece kendi sınırlarını koruyan bir ülke olmaktan çıkarmış, bölgesel ve küresel barışın teminatı olan caydırıcı bir güce dönüştürmüştür.

​Küresel sistemin kriz ürettiği, siyonist ve yayılmacı politikaların dünyayı istikrarsızlığa sürüklediği ve dijital mecralarda kutsal mekânlara yönelik felaket senaryolarının işlendiği bu dönemde, Türkiye'nin duruşu hayati bir önem taşımaktadır. Mistik kehanetler veya psikolojik harp yöntemleriyle toplumları karamsarlığa sürüklemek isteyen anlayışlara karşı verilecek en güçlü cevap, Kur'an ve sünnet çizgisindeki doğru bilgi, millî şuur ve sahadaki somut caydırıcılıktır. Türkiye, güçlü savunma sanayii, artan üretim kapasitesi ve kuvvetli uluslararası antlaşmalarıyla, coğrafyasında barışın, istikrarın ve adaletin teminatı olmaya devam edecektir.

​