Afrika kıtasının tarihi Avrupalılardan sonra cinayetler zulüm ve insanlık ihlalleri tarihidir. Kara kıtanın kara tarihi, sömürgeciliğin azgın ve fütursuz rezaletlerinin sonucunda insanlığa ait değerlerin toptan yıkılmasının geçmişidir. Avrupalılar yani Fransızlar, İngilizler, İtalyanlar hatta Belçikalılar kıtanın birçok bölümünü işgal edip sömürge haline getirdiler. Birçok kavim ve dil yok edildi. Ana dillerini kültürlerini engellemekle kalmadılar, liderlerine ve kadınlarına, çocuklarına akılalmaz her türlü işkenceyi yaptılar. Köle hâline getirdikleri insanları pazarlarda sattılar. Altın, elmas, gümüş gibi değerli madenleri, çıkaranları zehirleyerek, doğal yaşamı katlederek alıp sömürdüler. Bu yayılmacılar, istedikleri her türlü hayvanın bile soyunun tükenmesine aldırmadan, sadece derileri için büyük kıyımlar yaptılar. Kıtayı ekolojik bir felakete, insanları ölüme sürüklediler.

Bu kıtada yaşananlar tarihin en karanlık öyküleri olarak akıllarımızda. Kıtada süren bu sömürgecilik soygunu ülkeleri birbirlerine düşman hâline getirdi. Sömürge ülkelerin çıkarları yüzünden topluluklar birbirlerine düştü. 1994’te Ruanda’da Hutular tarafından Tutsilere karşı yapılan soykırımda 1 milyon insan hayatını kaybetti. 1988 de Somali iç savaşı başladı, hâlâ bölgede savaş devam ediyor. Türkiye savaşın durdurulması için aktif rol oynuyor. El Kaide ve DEAŞ bağlantılı gruplar ve örgütler Doğu ve Batı Afrika’da kanlı eylemlerini sürdürüyor. Bu anarşik ortam yaşayanların temiz suya ve gıdaya ulaşımını zorlaştırıyor, bebek ölümleri ve açlık kaynaklı toplu ölümler 21. yüzyılda hâlâ devam ediyor.

Afrika sömürgelerinden Avrupa’ya gelen ya da getirilen mülteciler ucuz iş gücü olarak durmak üzere olan Avrupa sanayiini çalıştırmakta kullanılıyor. Gelenlerin sömürge anlayışının getirdiği entegrasyon problemleri var. Bir yandan güçlüye itaat edermiş gibi görünen bu gruplar öte yandan devlet otoritesi sarsıldığı anda toplumsal bir öç mekanizmasını devreye sokuyor ve can yakıyorlar. Uyuşturucu ve yasa dışı işlerde daha önce taşıyıcı dağıtıcı olan bu insanlar artık mafya örgütlerinin patronu hâline geldiler. Avrupa’daki yasa dışı kazançlarını Afrika’da kurşun asker bulmak ve ne hikmetse yine kendi halkına gözdağı vermek için kullanıyorlar. Yani kıta hem Avrupalıdan hem de Avrupa’daki kardeşlerinden çekiyor. Kıtanın tamamında yer altı kaynakları fütursuzca tüketilmiş. Petrol için dışarıya bağımlı, kabileler arası çatışmalar devam ediyor. Afrika, tarihinde ilk kez bütün bu olanların Avrupa tarafından olduğunu yüksek sesle ifade ediyor. Birkaç küçük toplantı ile “Orta Dünya”da yer almaları kaçınılmaz.

Benzer milletler arası sorunlar Araplar içinde de yaşandı. Arap yarımadası kendi sosyal yapısı kaynaklı bir çıkmaz olduğunu son 25 yıl içerisinde gördü. Arap devletleri arasında İslam dininin farklı telaffuzları aslında temeli bozmayan küçük nüans farklarını kullanan emperyalizm aralarında ciddi anlaşmazlıklar yaratmıştı. Geçen yüzyılın başında Osmanlı İmparatorluğu’ndan bu emperyalist oyunlar ile ayrılan Arap coğrafyası önce liyakatsız krallar sonra diktatörlerin kontrolüne girdi. Ardından İsrail’in daha doğrusu İsrail devleti içindeki siyonistlerin Arapları hiçbirini ayırmadan yok etmeleri gerçeği ile yüzleşti. Petrol kaynaklarının emperyalizmin kontrolünde olduğunu, eğer önlem almazsa üretimden kaynaklanan gücünü bir süre sonra kaybedeceğini gördü. Çünkü yeni enerji kaynakları, kaya gazı, toryum reaktörleri gibi alternatif enerji kaynaklarının petrole olan bağımlılığı azalttığını deneyimledi. Savaş ve sınır ihlallerinde kendisini koruyacağını vadeden Amerika ve Avrupa’nın onları nasıl yalnız bıraktığını gördü.

Birleşmiş Milletler’de İsrail’in işlediği insanlık suçlarını veto eden Avrupa, artık iki coğrafyanın tahammülünü bitirmiştir. Hem Afrika hem de Arap dünyası sürdürülen taraflı politikalardan son derece rahatsızdır.

Görünen, Avrupa’nın sömürgesi olan Afrika kıtası yeni dünya düzeninde adalet ve eşitlik temelinde “Orta Dünya”da yerini alacak ve iç kavgalarını adil bir ortaklıkla çözecektir. Bu nedenle Arap dünyası ve Türkiye’nin içinde bulunduğu Orta Asya ile ilişkileri koparmak için Amerika harıl harıl çalışmaktadır. Ancak artık gücünü yitiren Avrupa’nın bu değişime engel olma şansı yoktur.

Arap ülkeleri ekonomik güçlerini güvendikleri ülkelerin teknolojileri ile birleştirmeye, ortak savunma hatları kurmaya başladılar. Emperyalizmin aralarını bozduğu ilişkileri ve ortaklıkları yeniden kuruyorlar. Mekke Antlaşması, Bedir Mutabakatı, Türk Devletleri Teşkilatı adalet isteyen sermaye ile iyi tacir arasında gelişen yeni eşitlik ticaretinin ilk adımlarıdır.

Bu birlikteliklerin “Dünya beşten büyüktür” doktrinini ve “Orta Dünya” ortaklığını artıracağı kesindir. Ne Afrika ne de Arap coğrafyası bu tercihin şimdi içinde bulundukları durumdan daha kötü olmayacağını çoktan anlamış durumdalar zaten. Burada birleştirici görev Türkiye’ye düşüyor. Bu kez kimsenin hata yapma toleransı yok.