Son iki gündür bir kadının yaşadığı drama tanık olduk.
İddialara göre, Gazeteci Barış Pehlivan'la yaşadığı ilişki sonrası maruz kaldığı şiddet ve ısrarlı takip nedeniyle hayatı kararmıştı. Ayrılık sonrası Barış Pehlivan, kadının özel hayatının gizliliğini ihlal eden ve yaşam güvenliğini alt üst eden işler yapmaya başlamıştı. Mağdur kadın uzunca süre korkarak şikayet hakkını kullanmamıştı.
Bence konunun en can alıcı noktası burası. Bir adam, kadının hayatını cehenneme dönüştüren bir şiddet uyguluyor, ve mağdur kadın, kanuni hakları olmasına rağmen uzunca bir süre başvuruda bulunmaktan korkuyor.
Korkuyor, çünkü karşısında Barış Pehlivan var.
Çünkü Barış Pehlivan kendi iç dünyasında yarattığı ve kendilerince seçkin minik çevrelerinin de tasdiki ile oluşturdukları, dokunulmazlık kalkanı sanrısı ile birçok kişiye olduğu gibi, eski kız arkadaşına da korku salıyor.
Çünkü Barış Pehlivan ve onun gibilerin özgürlük alanı, herkesin hayatına ve özgürlüğüne tecavüz edecek kadar genişleyebiliyor.
Çünkü Barış Pehlivan ve onun gibiler, hiçbir delil, tanık ya da döküman olmadan, yayın yaptıkları gazete ve televizyonlarda insanları yargılıyor, suçlu çıkarıyor, cezasını tayin ediyor ve köşesine çekilerek, mahvettikleri yaşamları izleyebiliyordu.
Çünkü Barış Pehlivan ve onun gibiler, sürekli olarak pazarlamasını yaparak toplumu manipüle ettikleri alkolün de verdiği cesaretle, bir kadına her türlü zulmü yapabiliyordu.
İki gündür, Barış Pehlivan'a toz kondurmayan, onu savunan çevre ve kişilerin iki yüzlü tutumları, lafa gelince kadına şiddet karşıtı olan bu çevrelerin Barış Pehlivan tarafından hayatı mahvedilen kadının sesini duymamaları da işte kendi içlerindeki bu dokunulmazlık algısından.
Ama biliyoruz ki, kadın cinayetlerine giden süreçlerin birçoğu, ısrarlı takip, taciz ve tehdit olayları ile şiddetleniyor.
Artık kadın cinayetlerine tanık olmamamız için, bu tip kişilerin, toplumda popülarite, dokunulmazlık algısı, sosyal çevre desteği, sosyo-siyasal ikiyüzlülük dolu yaklaşımlar ayaklar altına alınarak, kadınlarımızı, çocuklarımızı, insanlarımızı korumamız gerekmektedir.
6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun hükümleri de Türk Ceza Kanunu hükümleri de açık.
Şimdi yaptıkları yüzünden medeni ölü haline gelmesi gereken, o kişi, pişkince övünüyor ve üstüne bu ülkenin tertemiz ve vatansever bürokratlarını ağzına alarak, onları suçlamaya kalkıyor.
Sapkınlık, dejenerasyon, ahlaki çöküntü, yalan dolan, iki yüzlülük bataklığında boğulan bir güruh azgın çığlıkları ile yaptıklarının üstünü örtmeye çalışıyor. Bu kişi ve kendileri minik ama sesi çok çıkan kendince dokunulmaz kendince seçkin çevresi, bu temiz millet için sadece medeni ölü hükmündedir.