Türkiye, fonlar üzerinden gerçekleştirildiği ileri sürülen büyük vurgunla yalnızca ekonomik değil, ahlaki ve siyasi bir sınavdan geçiyor.
Soruşturmada açıklanan son rakamlara göre şüpheli sayısı 430’u, tutuklu sayısı 110’u aştı. Eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya’nın tutuklandığı yönündeki haberler de tartışmanın odağına yerleşti.
Dikkat çekici olan yalnızca rakamlar değil. Soruşturmanın iş dünyasına, bürokrasiye ve iktidara yakın görülen çevrelere uzanmasıdır.
Demek ki devletin kurumları kararlılıkla harekete geçtiğinde, eski bakan da olsanız, önemli bir iş insanı da olsanız hakkınızda adli işlem yapılabiliyor!
İşte hukuk devletinden beklediğim budur. Ama burada durulamaz.
Günde üç öğün fon skandalını konuşan Özgür Özel ve husumet ehli muhalifler, konu Ekrem İmamoğlu ve bazı belediyeler hakkındaki rüşvet, irtikap, dolandırıcılık ve ihaleye fesat karıştırma suçlamalarına gelince dut yemiş bülbüle dönüyor!
Fon dosyasını iktidara karşı siyasi silaha dönüştürüp kendi çevrelerindeki suçlamaları peşinen reddetmek nasıl bir tutarlılıktır?
Suçun iktidarlısı, muhalifi olur mu? Rüşvetin partisi, dolandırıcılığın siyasi kimliği olur mu?
Benim itirazım bu çifte standardadır.
Özgür Özel, kendi açıklamasında hakkında 62 fezleke bulunduğunu söyledi; daha sonra sayının 63’e çıktığını belirtti. Elbette fezleke suçluluk demek değildir. Üstelik siyasi söz ve faaliyetlerle ilgili dosyalar, kişisel menfaat sağlama amacı taşıyan suç isnatlarıyla aynı kefeye konulamaz.
Ancak rüşvet, irtikap, dolandırıcılık ve ihaleye fesat karıştırma gibi ağır suçlarla ilgili ciddi delillere dayanan fezlekeler TBMM’de bekletilmemelidir. Gerektiğinde dokunulmazlıklar anayasal usullerle kaldırılmalı, yargılama yolu açılmalıdır.
Özgür Özel de buna dâhildir, AK Partili milletvekilleri de, diğer partilerin milletvekilleri de!
Milletvekili dokunulmazlığı, millet iradesini korumak içindir; suç işleme imtiyazı sağlamak için değil.
Asıl mesele birkaç kişinin tutuklanmasından ibaret değildir. Haksız kazançların izlenmesi, suç gelirlerinin geri alınması, mağdur yatırımcıların zararlarının giderilmesi ve kamu görevlilerinin sorumluluklarının ortaya çıkarılması gerekir.
Dahası, siyasetin finansmanı, kamu ihaleleri, mal varlığı beyanları ve siyasi nüfuzla elde edilen kazançlar etkili biçimde denetlenmelidir. Türkiye yalnızca suç işlendikten sonra müdahale eden değil, suça giden yolları kapatan bir hukuk düzenine muhtaçtır.
Ben bu soruşturmayı ekonomik ve siyasi hayattaki çürümenin temizlenmesi için tarihî bir fırsat olarak görüyorum.
Yeter ki kimse korunmasın! Yeter ki soruşturmalar kimin adamı olduğuna değil, kimin ne yaptığına baksın!
Türkiye’nin kaynakları, siyasetçi, bürokrat ve iş insanlarından oluşan çıkar çevrelerinin yağmalayacağı sahipsiz bir servet değildir. Bu milletin alın teridir, emeğidir, geleceğidir!
Devletin büyüklüğü, yalnızca muhaliflerine değil, kendi içindekilere de hukuk uygulayabilmesidir.
Fonlardan başlayan temizlik TBMM’nin kapısında durmamalıdır!
Türkiye temizlenecekse iktidarıyla, muhalefetiyle, bürokrasisiyle ve iş dünyasıyla birlikte temizlenmelidir!